Röportajlar

Furuğ Ferruhzad Oyunu Röportajı: Harun Güzeloğlu ve Derya Günaydın

Furuğ Ferruhzad oyununu konuşmak üzere oyunun yönetmeni Harun Güzeloğlu ve oyuncu Derya Günaydın ile birlikteyiz.

Fars şiirine damgasını vuran İran’lı şair Furuğ Ferruhzad’ın hayatını sahneye koymaya nasıl karar verdiniz? Şairin sizi en çok etkileyen yönleri neler oldu?
Harun G: Daha önce üzerinde çalıştığım bir karaktere, yazdığım bir oyuna, bir kadına yazar, şair ve kitaplarla tanışımıyla bir çıkış bulmaya çalışıyordum. Kim olsun diye araştırırken Öykü diye bir arkadaşıma danıştım. Bana bir şair, yazar, şiir önermesini istedim. ‘’Furuğ’a baktın mı?’’ dedi. Ben de birkaç şiirini biliyorum, okudum. Güçlü bir şair olduğunu biliyorum ama külliyatına hakim değilim. Sonra Furuğ’u okumaya başladım. Furuğ okumaya başladıktan sonra etkisi giderek arttı ve Furuğ şiirlerine, cümlelerine, kelimelerine, hayatına dair bir merak başladı. Bununla beraber oyunda faydalandığımız kitabın çevirmeni Haşim Hüsrevşahi’nin Yaralarım Aşktandır kitabı ile tanışıklık, sonra kitabın içerisindeki anekdotlardan gördüğüm çalkantılı, çok zor, hareketli, kısa bir yaşam. ‘’Bu neden oyun olmasın?’’ dedim. Bunun üzerine nasıl bir izlek yapabileceğimi, nasıl oyunlaştırabileceğimi düşünmeye başladım. Fikir bu şekilde büyüdü ve 2018 Şubat ayında bir metine dönüştü. Derya ve Haşim hoca beğendiler. Hem çevirmeni olarak Haşim hoca çok yardımcı oldu hem de Derya metini çok güzel anladı. Böyle bir oyun çıktı ortaya.

Dansınız, tek kişilik dramatik sahne performansınızla oyun boyunca izleyiciyi büyülüyorsunuz. Rolünüze nasıl hazırlandınız? Hareket düzenini oluştururken oyun ile nasıl bir bağ kurdunuz?
Derya G: Açıkçası hareket düzeni kısmı sonradan geldi. Benim başka bir oyunda da role yaklaşımım hareket üzerinden, mezun olduktan sonra okuldan hareket üzerine çokça düşünmüş, denemiş biri olarak şuana kadar zaten öyle bir bakış açım vardı. Dolayısı ile yaptığım şeylerin fiziksel karşılıkları metin ayaklandıkça, daha çok görünür olmaya başladıkça ortaya bizim konuştuğumuz dramaturjinin yanı sıra kendi kendine yürüyen bir hareket düzeni görünür olmaya başladı.

Harun G: Biz provalara başladığımızda hareket düzeni kararı yoktu. Zaten Derya temelde oyunculuğu onun üzerine inşa ettiği için, böyle bir eğilimi olduğu için biz de o eğilimi tatlı tatlı kullandık.

Derya G: Harun bu anlamda çok açık oldu, ‘’böyle bir şey denemek istiyorum’’ dediğim zaman özgür bıraktı. Verdiğim şey de onun kafasındaki şeye ki aslında dramaturjik olarak da üzerinde birlikte düşündüğümüz şey idi, ben denedim, o da dışarıdan uygun olduğunu söyledi. Böylece ortaya bir hareket düzeni çıkmış oldu. Bir role hazırlanırken rolün kendi içinde katmanları vardır, bir de rolün ilişkilendiği diğer şeyler, sahne üzerinde ne varsa, objesi, ışığı, oyuncu arkadaşın, metin ile ilişkin, kendin ile ilişkin, karakter ile ilişkin vs. vardır. Benim şu ana kadar alışık olduğum şeyler içinde, tamam performatif şeyler yaptım, orada da belki klasik bir şekilde diğer oyuncu kişisi ile ilişkim yoktu ve dolayısı ile bu anlamda bir ilişki kurma biçimine aslında alışığım fakat yine de bir oyuncu kişisi vardı şimdiye kadar. Bu benim ilk tek kişilik oyunum. O nedenle bu kadar yalnız olmaya, en azından fikir olarak başta böyle söyleyeyim, alışık değildim. Açıkçası şuanda o kadar da yalnız hissetmiyorum. Çok fazla şey var ilişkiye geçtiğim sahne üzerinde. Dolayısı ile hazırlık aşamasını sorduğunuz için söylüyorum, hazırlık aşamasında öncelikle psikolojik olarak bu kadar fazla metin, bu kadar fazla sahne üzerinde konuşacak olmak ve bunu tek başına olacak olmak… Başında metinin ne kadar sürebileciğini bilmiyordum, o kadar hareket, devinim, şarkıyla da beslenebileceği ile ilgili net bir fikrim yoktu. Hazırlık için psikolojik olarak heyecanım vardı. Furuğ konuşmaya, metini ilk konuşmaya başladığımız zamanlarda bol bol okumak, hayal etmek beni hazırladı, yumuşattı. Artık oynamasam bile iyi bir Furuğ okuyucusu olarak zaten hazırlanmıştım duygu durumuna, kafa, düşünme biçimine. Çünkü gerçekten çok kendine özgü bir düşünme biçimi var öncelikle. Yazmadan. hangi sözcükleri seçtiğinden önce onun düşünme şekli geliyor. Dolayısı ile önce onu iyice okuyarak, kendimce anlayarak, sonra Harun ile daha okurken ‘’şöyle de olabilir, böyle de olabilir’’, daha ayaklanmamışken ve fakat ayaklanmaya ne zaman geçtik arasında planlanmış bir dönem olmadan zaten okurken yanlışlıkla ayaklanıp duruyordum da. Her anlamda ‘’Tamam, dene’’ diyerek Harun çok serbest bırakıp destekledi gerçekten. O anlamda çok akışkan bir ilişkimiz vardı. Oyunun son haftasına kadar hala oyuna hazırlık içindeki, ilk zamanlardaki hafiflikte bir sürec vardı. Tek bir sahnesi için ‘’Acaba nasıl olacak? Ne yapacağız burada? Çıkmıyor mu yoksa? Burada ne olmuş olabilir’’ dediğimiz bir dönemimiz oldu.

Harun G: Nasıl bir dönem? Furuğ’un zor bir dönemi. Furuğ o zor dönemi için benim oluşturduğum o makaslı, inişli çıkışlı sahne bizi çok zorladı. Derya’nın sahnede ne kadar çırpındığını gördüm. Her defasında yeniden Furuğ’a döndük. Benim makasladığım ve bir tür kalp atışı gibi keskin inişli çıkışlı yerleri Furuğ ile, şiir dosyası içindeki ruh halleri ile beslenerek çıktık. Çünkü o şiir dosyası bize bunu söylüyordu. Dosyanın adı da İsyan. O sahnenin adı da İsyan. Kocaman kocaman isyanlar olan şiirler var ama bağıran, çağıran değil, bağırıp bir anda susan, susup ne zaman bağıracağını beklediğim ama surpriz yapıp bağırmadığı isyanlar.

Derya G: Bu görünür bir isyan, görünür bir acı, görünür bir mutluluk. Daha altı çizilerek bir şeyler tanımlandığında orayla ilgili hissin tabii ki bizim onun üzerinde nasıl düşündüğümüz, nasıl üreteceğimiz bir kenarda fakat bir onun direkt söylemesi var, bir de şu anda o da kaybolmuş ama bizim kaybolmamamız gerekiyor. Aşağıda bir yer var ama daha örtük bir şey var. Buradan nereye gidiyor? Tam arada bir yerde. Metinin kendisi de öyle bir aradalık içeriyor. Dolayısı ile mutluluğu daha iyi teşhis edebiliyorsunuz, acı çektiği zamanı daha net belki anlayabiliyorsunuz da, o da değil. Ne? İşte tam orası arayışın ta kendisi. Bu anlamda arayışın şairi diyebilirim. Gerçekten de devamlı bir arama hali. O aramanın kendisinin ilgi çekici oluşu okuyucu olarak, belki izleyici olarak da, her ne şekilde yaklaşıyorsanız metinlerine. Velhasıl masa başı çalışmasının son ana kadar hala yeniden, yeniden gündeme geldiği, onun arayışlarında bizim de tutunmakta zaman zaman zorlandığımız fakat genel olarak Furuğ, Derya, Harun ilişkisi, hemhal olmuşluk vardı. Diğer çalıştığımız insanlar da buna çok tercüman oldular. Hemhalliğin içinde idi onlar da.

Harun G: Gerçekten de çok keyifli çalıştık. Işık tasarımcımız Alev de öyle büyük bir aşk ile çalıştı. Karahan, müziklerimizi yapan arkadaşımız da, afişimizi çizen arkadaşımız da keyifle yapıyor. Onun heyecanı, grafik oluşmaya başladıktan sonra ve prömiyerde oyunu izledikten sonra ‘’aslında daha başka şeyler de yapabilirmişim’’ diye içimizdeki o keyifli fırtınaya onlar da ayak uydurdular. Hepimiz Furuğ ile oyun ayağa kalkana kadar o keyifli fırtınayı yaşadık.

Tek kişilik performansın zorlukları ve güzellikleri size göre bu oyun için neler oldu?
Derya G: Dediğim gibi kendinizden başka yaslanacağınız başka bir oyuncu arkadaşınız yok. Fakat seyircinin bir tepkisi hala oyuncu arkadaşımdır bence. Seyircinin verdiği olumlu ya da olumsuz tepki, seyircinin enerjisi ya da o anda elime dolanan bir tül repliğini unutmuş oyuncu arkadaşımdır mesela. Ayağım kaymıştır, o gün normalde öyle tasarlamamışızdır ama o ana göre revize olmak durumundadır seçtiğimiz eylem. Hiçbir başka bir şey değil, kendin nasıl çözüm bulursun? En kötü ya da iyi durumda algını nasıl seksen beş dakika boyunca açık tutarsın? Oyuncuda zaten olması gereken bir şey zaten algı açıklığı, anda olma durumu ama bunu seksen beş dakika boyunca kesintisiz ve tek başına nasıl yaparsın? Tabii ki bunun için eğitim alıyoruz, tabii ki bunun için deniyoruz, araştırıyoruz fakat bu oyun bunun için bir uygulama alanı oldu. Her oyunda daha az tedirgin olarak daha çok ısındığımı hissediyorum. Her seferinde ‘’Hadi bakalım, bu akşam neler olacak, neler gelecek başımıza?’’diyerek bir iştah ile sahneye çıkıyorum. Provalarda da bu başıma geliyor. Biz bunu çalıştık, üzerine düşündük, eylemlerimizi sabitledik, dramaturjisini belirledik, teknik olarak nerede ışık, müzik, hareket olacağını çalıştık ama provada bile her deneyişimde ‘’burada bir şey demek istiyor bu kadın’’ diyerek yeniden bir şeyler geliveriyor aklıma.

Furuğ Ferruhzad için oyuncu seçerken ne gibi kriterleriniz oldu?
Harun G: Aslında oyunu izleyenler kriterlerin bir kısmını görmüş oldular. Birkaç seçenek vardı. Kafamda bir hareket düzeni yoktu, hareket planı yoktu ama devinimi yüksek bir oyuncu olsun, oyuncuyu zorlasın, kendini zorlasın, sahnenin olanaklarını zorlasın, beni zorlasın karşısında iken istedim. Çünkü şiiri performe etmek zor bir şey. Türkiye’de bazı alışkanlıklar var bağıra bağıra şiir okumaktan tutun, arkaya müzik verip şiir okumak gibi. Kötülemek için söylemiyorum ama klişeleşmiş. Bunun ötesine geçmek istiyordum. Metin tehlikeli bir metin. Metinin yüzde yetmiş beşi şiirden, Furuğ’un şiiirlerinden oluşuyor. Orada yapacağız klişeler bir anda her şeyi yıkabilir. O yüzden Furuğ şiirleri içerisindeki dinamiği açığa çıkarabilecek, o dinamizmi ayakta tutabilecek oyuncu arayışındaydım. Derya ile tanışıyorduk zaten. Ben çok memnunum Derya ile çalışmaktan.

Oyunu yönetmenin yanı sıra dekor ve sahne tasarımı da size ait. Oyunun dekor, ışık, müzik uyumunu nasıl yaptınız?

Harun G: Işık ve müzik, az önce Derya’nın söylediği gibi hemal olma haline Karahan ve Alev’in katılması ile çok güzel oldu. Çünkü bunlar birbirlerini besleyen şeyler. İlginç bir şekilde, oyunun sahne tasarımı dediğimiz şey ben daha metini oluşturmadan oluştu aslında. Çünkü tek kişilik olacak, çok fazla şiir olacak, o zaman sahnedeki oyuncuya rol arkadaşı bulmam gerekiyor diye çıktı aslında o tasarım. Yani her şey olarak kullanılabilecek, izleyici açısından da görsel bir imgeyi anlatabilecek ve o rejinin ve dramaturjinin deviniminin içine girebilecek bir şey olsun sahnede istiyordum. Önce bir beşik fikri ile başladım, sonra vazgeçtim. Çocuğunun travması çok büyük, çocuğundan ayrılmış olması, kocasından ayrıldıktan sonra çocuğu bir daha göremeyecek olması… Beşik çok güçlü bir imge olarak gelmedi bana. Çok genç iken gericiler tarafından şeytan ilan edilmesi, kadın, günah, arınma vs. derken o gittikçe küvete, sonra aslında beşiğe, öyle iletişim de kuruyor, sonra cehennem kuyusuna, şiirlerin içindeki imgelere ve hepsine yardımcı rol arkadaşına dönüştü aslında. Sahnede sadece onlar var, kumaşlar ve ortada eski tip bir küvet, birkaç kıyafet. Bir de çok imge yüklü sözler kullanıyorsanız Furuğ’u bir oyun olarak sahneye taşıyacaksanız o imgeleri güçlendirecek, o imgelere yardım edecek bir tasarım hedeflemek gerekir. Yoksa bir tür belgesel ya da boş alan olarak vurgulamak en kolay tarafı olurdu. Bir barkovizyon olsun ya da mesela yatak odası gibi planlandı ise bir yatak, bir komidin olsun vs. Çok onu istemedim. O somutlukta olmasın diye çıktı aslında. Evet, somut bir dekor tasarımı var karşıda ama Furuğ’un şiirleriyle o soyutlamalarla birlikte devinen bir tasarım olsun istedim. Böyle bir şey çıktı.

Şair Furuğ Ferruhzad’în şiirlerinden sizi en çok etkileyen dizeler, replikler neler oldu?
Derya G: Çok var. ‘’Her şeyi delmek istiyorum. Olasınca içine dalmak istiyorum. Yerin derinliklerine varmak istiyorum. Benim aşkım oradadır. Tanelerin sürgün verdiği yerde, köklerin birbirine vardığı ve yaradılışın çürümüşlükte kendini sürdürdüğü noktada. Benim tenim bunun geçici bir biçimidir ancak. Temeline varmak istiyorum. Kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum.’’

HarunG: ‘’Ellerimi bahçeye dikiyorum ve yeşereceğim, biliyorum’’
Derya G: ‘’Ve kırlangiçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda yumurtlayacaklar’’ Bu arada şu çok zor oluyor, arkadaşlarıma da zaman zaman oyundan bir alıntı yapacak olduğum zaman artık oyunun formatında söyleniş biçimi var ya, iki boyutlu metin halinden üç boyutlu eylem hali arasında alıntı yaparken çok zorlanıyorum oyundaki gibi de söylememek için…
‘’Pencere ile görmek arasında her zaman bir aralık var’’ Görme biçimleriyle, bakışla, sinemayla, derinlikle, perspektifle, sosyolojiyle, çok fazla şey ile ilişkili.

Harun G: Bu pencereden bakmak için biz çok konuştuk. Provalarda da çok konuştuk. Prova aralarında, çay içerken, yemek yerken, provalar bittikten sonra da epey konuştuk ve bu konuşmalar bitebilecek gibi de değil. O yüzden Derya’nın söylediği şey, kendi içinde yaşadığı şey keyifli çünkü o dizeler, o dizeleri hissetmek, o dizeleri yeniden canlandırmak, ayağa kaldırmak, her defasında yeni keşifler barındıran bir şey olacak. Çünkü imge dünyası çok zengindir. Birkaç şey daha söylemek istiyorum neden bu dönemde Furuğ oyununu yaptığımız ile ilgili olarak. Furuğ’un mücadelesi, isyanı, aşkı, arayışı, bir sürü kavram söyleyebiliriz Furuğ’un şiiri ve yaşamı ile ilgili. Bence içinde yaşadığımız toplumda çok ihtiyaç duyulası bir karakter sahneye taşımak açısından. Çünkü ülkemizdeki insanlara Furuğ’daki bu ateş, Furuğ’daki bu arayış, boyun eğmeme hali, ne zaman düşse tek başına sanatı ile şiiri ile karakterinden asla taviz vermeden yeniden ayağa kalkışı ile çok iyi bir örnek. Furuğ’un döneminde o isyancı tavrına karşı duran, şeytan ilan eden büyük bir kitle vardı. Aradan yıllar geçmiş, bugün bile bizim sosyal medyadan paylaştığımız video üzerinden aynı cümle edildi. ‘’Furuğ’un şiiirleri Tanrım’dır’’ diyor videonun içinde ve adam altına ‘’Kafir’’ yazmış. İşte Furuğ bu yüzden önemli.

Derya B: kultursanat.com.tr olarak bize değerli zamanınızı ayırıp sorularımızı cevaplandırdığınız için çok teşekkür ederiz. Okuyucu ve izleyicilerimize bu oyunu mutlaka izlemelerini tavsiye ediyoruz. Bu sezon izlemeniz gereken oyunlar listesinde ön sıraya koyabilirsiniz.

Röportaj: Derya Bilgingil

You may also like