Röportajlar

Genç Ressam Söyleşileri: Gökhan Cıvık

Vecdi Uzun’un desteği ile genç ressamları tanıtma projemizin bu hafta ki konuğu Gökhan Cıvık

”Dijital bir ortamda ürün ortaya çıkarmayı boyanın kokusu ve fırçanın yerini, kirliliğini bir o kadar da hissettirdiklerinden vazgeçemediğim için sevemedim. Sanat ve teknolojinin getirileri ne kadar değişime uğrasa da şahsım adına etken değil. Sosyal medya da sadece dünyadaki aynı duyguları paylaştığım ve paylaşabildiğim insanlara ulaşmamı sağlıyor.”

Kendinizden ve hayat sürecinizden bahseder misiniz?
1994 yılında Kocaeli’de doğdum ve büyüdüm. Yaşadığım bölge ve koşulların elverişsizliğinin bilinçsizliğin de ifade biçimimin resim olabileceğine kanaat getirdim. Çocukluk psikolojisinin ve zor geçen bir yaşamın ifadesi bu olabilirdi. Ortaokul yıllarımda destek sunan bir öğretmenimin bu yolda ilerlemem gerektiğini söylemesi ve yönlendirmesi sonucunda 2007 yılında Kocaeli Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim bölümüne girmeyi hak kazandım. 2010 yılında mezun olduktan sonra bir yıl ara ile 2012 yılında Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nü kazandım ve hala okumaktayım.

Resminizi nasıl tanımlarsınız?
Resim, tanım ile sınırlandırılmalı mıdır? Emin değilim, fakat geometrik biçimlerin oluşturduğu kompozisyonlarıma yönelik geometrik soyutlama, fırça ve renk kullanımına göre dışa vurumcu diyebiliriz. Sanat veya resim anlayışım bencillik üzerine kurulu gibi hissettiriyor; resimlerimin içsel olan beni arama yolunda var olan somut birer yapıya dönüştürüyor. Resimlerim sadece benim toplumda ayakta kalmaya çalıştığımın, çaresizliğimin ve acizliğimin yansıması olarak mesaj verebilir. Resimlerim de bunları görebilirsiniz. Yansıtılan duyguyu figürlerin biçim ve kompozisyondaki rollerini inceleyip, portrelerin gözlerin de hissedebilirsiniz.
Genelde resimlerime bakıldığında Picasso etkisin de olduğu ve kübist olduğu söyleniyor. Bazen buna şaşırmıyorum. Dikkatli baktığımda Picasso’nun kübist anlayışının ilk oluşumu gibi geliyor, fakat Picasso’nun aksine resimlerim “zaman” boyutunu içermiyor. Beni etkileyen bir ressamın ortaya koyduğu ürünün dışında yaşam ve düşünce biçimleri oluyor. Arayışlarımın ya da duygularımı paylaştığım Malevich, Mondrian, Kandinsky, Picasso, Modigliani, Van Gogh ya da Egon Schiele gibi sanatçılar ile bütünleştiriyorum. Her bir sanatçının belli başlı sanat anlayışlarının bana yakın olduğunu hissediyorum. Van Gogh kadar tutkulu, Picasso kadar keskin hatların, Malevich kadar sadeliği yakalayabilmenin etkisin de kalıyorum.

Resimlerimi oluşturan duygu yahut ruhu var etme sürecim çocukluğumdan gelmektedir. Yaşantım büyük bir yoksullukla geçti. Bu süre zarfında annemin bizim geçim ihtiyaçlarımızı karşılama yolunda çektiği zorluklara şahitlik ettim. Hayatın varlığını çekilen acıdan hissedebilir olduğunu anladım. Bize sunulan bu dünyada gerçek anlamda mutluluk var mıdır? Emin değilim. O kadar çok acıya şahitlik etmişken, doğayı ya da toplumu yansıtabileceğim resimler yapmam beklenemezdi, çünkü kendi içimde hala daha yaşadığım sorunlar ve sorgulamam gereken durumlar hali hazırda beklemektedir. Resimlerimin keskin hatlar ve kontur çizgilerinin net bir şekil de olması, geçmişimin çok keskin zorluklardan geçmesi ile alakalıdır. Kendi benliğimi yansıttığım resimler, kurtulmak istediğim acılardır. Salt olanı ararken kendimi tükettiğim somut yapılar geçmişim, bugünüm ve geleceğime ayna tutar. Sanatımı ve biçimselliğimi oluşturan bilgiler ve tecrübeler sadece nefes alıp, verdiğim süre içerisinde çektiğim zorluklar ile bir doku, leke, çizgi haline dönüşmüştür. Resimlerimde sıkça rastlayacağınız diyagonal çizgiler geçmişimin çalkantılı olduğunu belirtir. Portrelerin alnından, kaşlarına doğru inen mavinin yoğun bir duygu ve geleceğe yönelik hayalleri betimlemektedir. Her bir portre kişiliğimin belli zamanlarındaki değişimini ifade eder. Sanat günümüz popülerliğinin dışında kendini saf olarak korumaktadır.

Sanatta özgünlük konusundaki düşüncenizi açıklar mısınız?

Sanatta özgünlük uzaktan bakıldığında uzun yıllar önce kaybedilmiş gibidir. Özgün olmak, ya da kişinin kendisi olabilmesi piyasa için de kabul görememe kaygısının tetiklemesiyle var olan potansiyelin satışa yönelik kullanılmasına yol açmaktadır. Bana göre bu süreç kişinin özgün olma arayışları dışında farklı olabilme çabasında ortaya ürün çıkarmasına neden oluyor. Kavramsal sanatın hayatımıza girmesiyle modern yahut çağdaş sanat olarak nitelendirdiğimiz yapıtların “materyal ve felsefe” anlayışının dışına çıkarılması, özgünlük adı altında sadece markalaşmış kimselerin piyasayı döndürmesinden ibarettir. Özgünlük kişinin yapıtları üzerinden bize duygu ve his olarak geçiyorsa, var olduğunu düşünmeliyiz. Geçmişten bugüne akademik olarak aktarılan teknikler üzerinden ilerlersek özgünlükten bahsedemeyiz. Kendi çalışmalarıma öz eleştiri de bulunacak olursam; teknik olarak özgün olduğundan bahsedemem, çünkü çoğu sanatçı geometrik biçimleri ifade olarak baz almıştır. Özgün olduğumu düşündüğüm tek nokta spontane ifade ettiğim benliğimdir.
Sanat icra etmenin ağır fedâkarlıkları vardır. Biricikcilik, özgün ve seni, sen yapan bir içeriğe sahip olması sanat eseri niteliği taşımasına yeteri kadar sebep, fakat bu yolda ilerlemek için belli başlı çözümlemeler ve sorgulamalara gidilmesi gerekir. Var olan “çizebiliyor” becerisinin geliştirilmesi yanı sıra zihnen de olgunlaşmaya yönelmek için geçmişin iz bıraktığı sanatçıların sanat anlayışlarını, manifestolarını gözden geçirmek ve gerekiyorsa kopyalamak gerekiyor. Anlamak istiyorsak, deneyimlememiz gerekmektedir. Esinlenmek, ilham almak sanatta çokça rastlanan bir durumdur. Bir sanat eseri bir sonraki nesle esin kaynağı olabiliyor. Picasso’nun, Cezanne’ın sergisinden esinlenmesi kendi sanat anlayışının ortaya çıkmasında yarar sağlamıştır. Kopya etmek ya da esinlenmek istemsizce yaptığımız bir eylemdir. Günlük hayatımızın bize sunduğu etkenlere, yüzey üzerinde tepkimizi ifade ederken var olanın çözümlenmiş somut örneklerini kopyalayarak sunuyoruz. Yoktan yere var ettiğimiz bir şey olamaz. Sanat alternatif güzelliği sunarken kopya ve esinlenme içerir. Sınır kişinin potansiyel tutkusuyla paraleldir. Eğer yeteri kadar kişi kendisi olamıyorsa sınır belli olmuştur demektir.

Genç ressamların sosyal medya ilişkisinde ne düşünüyorsunuz?
Sosyal medyadan bahsetmemiz için öncelik ile teknoloji ve insanı irdelememiz gerekmektedir. Çünkü insanın varlığından günümüze bilim bizlere yenilikler ve gündelik hayatımızı etkileyecek alternatif yapılar sunmuştur. Sanat ve teknoloji, sanat icra eden kimselerin materyal arayışlarında farkındalık ve geleneksel tekniklerin dışına çıkmaya imkân sağlamıştır. Sosyal medya bireylerin düşüncelerini ifade etmek ve hayatlarının “güzel anlarını” paylaşmak ve bu paylaşımların herkese ulaştırabilmeyi sağlamıştır. Sanatçılar için sosyal medya, ifade biçimlerinin sanatın yelpazesi içersin de hangi yapıda (resim, heykel, müzik, dans vb.) olursa olsun sergilemeye olanak vermiştir. Ben sanatın veya sanatçıların sosyal medyanın etkisinde hızlı iletişim ve yeniliklerin takip edilebilirliğini iyi karşılıyorum. Her ne kadar zaman içinde evrimleşse de sanatın ruhu aynı kalıyor. Dijital bir ortamda ürün ortaya çıkarmayı hiç sevemedim, çünkü boyanın kokusu ve fırçanın yerini, kirliliğini bir o kadar da hissettirdiklerinden vazgeçemedim. Sanat ve teknolojinin getirileri ne kadar değişime uğrasa da şahsım adına etken değil. Sosyal medya sadece dünyadaki aynı duyguları paylaştığım ve paylaşabildiğim insanlara ulaşmamı sağlıyor.

Sanatçı olma yolunun başında olan bir genç ressam olarak temel problem nedir?
Genç bir ressam olarak sanatçılığa giden bir yolun varlığından bahsedemem. Sanatçılık unvanı yahut sıfatını bizlere zaman sunar. Sanatta yeterlilikten bahsedilemeyeceği için sanatçı olduğumuzdan da bahsedemeyiz. Ortaya koyduğumuz ürenler bizleri tatmin ediyorsa daha fazlası zorlama olurdu. Tutkunun ve mükemmel olanı arama zira salt olanı arama yolunda sonsuzluğa giden bir yol vardır. Plan yapmamı sağlayan tek unsur yaşadığım toplumun ya da var olduğum dünyanın bize sunduğu sistem karşısında gelecek içerisinde üretebileceğimi düşündüğüm resimleri ortaya koymak için temel olanı sağlamam içindir. Barınmak ve beslenmek için ya da malzemelerimi sağlayabilmem adına günümüz sanat anlayışının yön bulduğu piyasaya girmek için çaba sarf ediyorum. Çabamın bir sebebi ise unutulmuş olanı hatırlatma kaygımın var olmasındandır. Tabi ki; planlarımın bire bir uygulayabildiğim pek söylenemez.

Geleceğe yönelik projeleriniz nelerdir?
Gelecek? Kulağa çok ütopik geliyor. Zamanın ötesinde yokluğumun gerisinde yaşadığımı düşünmüşümdür hep. Geleceğe yönelik hedeflerim sadece akademinin insanların var olan yetilerini söndürmesine müsaade göstermemek adına olacaktır. Pohpohlanan kimselerin sanatçı sıfatı ile oluşturdukları duygudan yoksun, zira ruhtan yoksun yapıların ticari boyutunun ortadan kalkmasını ve hapsedilmiş benliklerin özgürce yüzeye aktarılmasını sağlamak istiyorum. Sadece herkesi kabullenmek istiyorum. Piyasanın bize sunduğu kişilerin değerlendirmelerinin acısını, salt olan duygu ile resim yapmak isteyen bireyler için sorumluluklara göğüs germek istiyorum. Hedeflerim hiçbir zaman şan ve şöhret olmadı. Kaderim hep Van Gogh gibi hissetmişimdir.
Bursa’da yaşayan bir genç ressam olarak yaşadığınız sıkıntıları anlatır mısınız?
Okulum nedeni ile Bursa’da yaşamaktayım. Bursa’da sanatın çok değer gördüğünü söyleyemem. Sergi açmak istediğim bir zaman Bursa gibi bir şehir de açmayı da hedefleyemem. Biliyorsunuz ki; ülke genelinde galeri ziyaretleri veya var olan sergi planlarını takip eden kimseler çok fazla bulunmamaktadır. Kimseye bir değer biçmesini de isteyemem, eğer yeteri kadar bakan insanların gözünde değer kazanmıyorsa resimlerim, yaptığımın yeteri kadar iyi olduğunu da savunamam. Öğrenci olmamın ve yeteri kadar maddi yönde destek görmemem bazı zamanlar oturduğum semtin çöp konteynerlarını karıştırmak ve düz bir yüzey bulmakla geçmişliği oldu. Dramatize edilmiş olsa da bundan dolayı gocunmuyorum. Çünkü nefes almak ve ruhumu tatmin etmek için yapıyorum. Bu yüzden her ne olursa olsun, hangi konumda da olsam sıkıntı çekmeye razıyım. Acı dediğimiz duygu benim nazarımda duygular içerisindeki en somut olanıdır. Acı bana hayatın varlığına olan inancımı korumama neden oluyor. Bu kadar sahte nesnelerin varlığı içeresinde sanat için sıkıntılara ve eleştirilere açık olmam gerekir. Sanatçı acılara ve eleştirilere göğüs gerebilendir. Eğer bu sıkıntılara dost gibi yaklaşmam ve sitem edersem, resimlerimin değeri kalmaz. Resimlerimde ki değer bu yaşantı içersin de var olamaya çalışırken parçaladığım ruhlardan ibarettir.

Şuanda ve gelecekte kendinizi nerde görüyorsunuz?
Şuan kendimi bir yerde göremiyorum. Kendimden başka bir şeyim yok. Yine de insanların beni görmek istedikleri gibi biri olmam için hayat kısa. Kendimi arıyorum, bu yüzden görmek istediğim bir gelecek tam olarak mevcut değil.
Değişim-dönüşüm, insanlar zamanı yakalayamadıkları gibi zamanın onları değiştirdiklerinden de bir haberdardırlar. Zaman içeresinde değişen coğrafi koşullar, insanlar ve duygular sanatı da etkisi altına alır. Sanatçı; bu değişim-dönüşüm süreci içeresinde tarafsız bir şekilde ne değişmelidir ne de dönüştürmelidir. Sadece objektif bir tutumla gündelik yaşantıyı ve yaşadıkları ülkenin sitemini baz almalı ve yansıtmalılar.

Röportaj:Vecdi Uzun

You may also like