HABER

Gerçeğin Sanatı Performans

© 2010 Scott Ruddwww.scottruddphotography.comscott.rudd@gmail.com

Bu sanat bildiklerinize benzemiyor. Kurguya dair hiçbir şeye yer yok. Performans sanatında her şey anlık ve doğaçlama ilerliyor “Böyle sanat olur mu” demeyin; bazen içinde tek kelime ya da hareket geçmeden sergilenen bir performans, okumasını bilene pek çok mesaj veriyor.

Tiyatroda bir rolü prova eder ve oynarsın. Tiyatroda kan ketçaptır ve bıçak, gerçek bir bıçak değildir. Performansta her şey gerçektir. Bıçak, gerçek bıçak ve kan, kandır.” Marina Abramović

Hiçbir hazırlık ve kurgu olmadan izleyici önünde icra edilen bir sahne sanatı olan performansı ayrıcalıklı kılan en önemli özellik, metinden ve kurgudan bağımsız olması. Tekrarının olmaması da bu sanat türünü diğerlerinden bağımsız ve farklı bir noktaya yerleştiriyor. Her ne kadar beden ve süreç sanatıyla ilgili olsa, sahne ve gösteri sanatlarıyla ortak yönler taşısa da bu sanat dalı, görsel sanatların içinden çıkmış öncü bir akım olarak kabul ediliyor. Performans sanatında hiçbir şey illüzyon değil. İroni, acı ve katı gerçeklik kendini açıkça gösteriyor. Efsanevi Sırp performans sanatçısı Marina Abramović tiyatro ile performans sanatının ayrımını “Tiyatroda bir rolü prova eder ve oynarsın. Tiyatroda kan ketçaptır ve bıçak, gerçek bir bıçak değildir. Performansta her şey gerçektir. Bıçak, gerçek bıçak ve kan kandır” sözleriyle açıklıyor. Bu açıklamasıyla performans gösterilerinde kendi kanını kullanmasına gönderme yapıyor bir bakıma…

Performans sanatçıları, bazıları çılgınlık denebilecek boyuttaki gösterileriyle hafızada iz bırakmayı ve akılda kalmayı hedefliyor.

Nasıl yapılıyor?

İzleyiciyi aktif hale getiren ve toplumsal normları reddeden performans, sahneye bağlı bir sanat değil. Sokaklar dahi performans sanatını gerçekleştirmek için sahneye dönüşebilir. Performans sanatında ihtiyaç duyulan tek şey seyirci; seyircinin olduğu her yer sahne. Sanatçının bu daldaki en büyük hedefi ise izleyicisinin hafızasında derin bir iz bırakmak. 1960’larda ortaya çıkmış olan bu ayrıksı sanat dalının köklerini irdelersek 20. yüzyıldaki Dadaist akımın anarşist performanslarına, 1920’li yılların sürrealist ve fütürist performanslarına kadar gidebiliriz. Her sanat türü, ortaya çıktığı dönemin koşulları içinde daha iyi anlaşılır. Performans sanatını ortaya çıkaran koşulların ise 60’lı yıllarda dünyayı kasıp kavuran bireysel özgürlük, politik sıçramalar ve konformizm karşıtı hareketler olduğu düşünülüyor. Beat Kuşağı’nın ilgilendiği doğaçlama, tutkulu diyalog ve açık cinsellik kavramları da bu görüşü doğruluyor.

Performanslarıyla dünyayı kasıp kavuran kadın: Marina Abramović

“Vücut sanatı” akımının öncülerinden Marina Abramović, performanslarıyla fiziksel ve zihinsel potansiyelin sınırlarını zorlayan ve araştıran bir sanatçı olarak adını bu sanatın literatürüne altın harflerle yazdırdı. Kendini parçalara ayırdı, kütlelerce buzun üzerinde bedenini dondurdu, insanların gözü önünde kendini kırbaçladı. Hatta öyle ki bir performansında, alev alan bir perdenin altında boğulma tehlikesi geçirdi. Açıklamalarına bakılırsa sanatçı, gerçekleştirdiği performanslarla; bedenin sınırlarını zorlama, deneyim ve sınırların yeni bir tanımını yapma, sanat ve bunun uzantısı olarak toplumu belirleyen kodları kimliklendirme çabası içerisinde. Neden bu sanatı seçmiş dersiniz; aldığı katı eğitim ve savaş sonrasında Yugoslavya’yı yöneten baskıcı rejime duyduğu tepkiyi ortaya koyabilmek için… Asilik, Abramović’in performanslarında net bir biçimde hissediliyor. Abramović çalışmalarında, özgürlüğü hissedebilmek adına tasarladığı temizlenme ritüellerini de izleyicilerle buluşturuyor. Sanatçı 1974’te, bu doğrultudaki çalışmalarından birinde yere komünistlerin yıldız işaretini çizip ortasına yattı. Sonrasında benzin döküp yıldızı ateşe verdi. Bu performans sırasında saçları, tırnakları ve hatta kaşları dahi yandı ama amacına ulaşmıştı.

 

Yüzyılın tartışması: Vandallık mı sanat mı?

1964 yılında feminist bir sanat eseri olan “Cut Piece” adlı performans sergilendi. Hem de John Lennon’ın sevgilisi Yoko Ono tarafından… Yoko diz çökmüş haldeydi ve yanı başında bir de makas bulunuyordu. Seyircilerin, üzerindeki kıyafetleri makasla diledikleri gibi kesebileceğini belirtti. Kesme işlemi başlarda çok yavaş ilerlese de sonrasında insanlar, Yoko’nun kıyafetlerini hunharca kesmekten keyif alır hale geldiler. Ta ki Yoko Ono sadece iç çamaşırıyla kalana dek…

 

Bir başka performans sanatçısı Chris Burden da Marina Abramović’i aratmayan performanslara imza atmış. Bunların içinde en ünlüsü 1971’de, toplumda şiddetin artmasını protesto etmek amacıyla bir odada arkadaşını kolundan vurması. “Transfixed” isimli çalışmasında ise sanatçı, kendini bir vosvos’a çarmıha gerilircesine çiviletmiş ve arkadaşları tarafından o şekilde yollarda gezdirilmişti. Bu performansın insan ve makineler arasındaki ilişkiyi anlattığını ifade eden sanatçı, sıradışı kişiliği ve performanslarıyla David Bowie’nin “Joe The Lion” adlı şarkısına da ilham kaynağı olmuştu. Performans sanatının bir diğer ayrıksı ismi ise Vito Acconci. 1970’lerin Amerika’sında, Nixon döneminde yaşanan paranoyak sürece dikkat çekmek isteyen Vito Acconci, New York Sanat Galerisi’ne yapay bir taban inşa etti ve içine yerleşti. Ziyaretçiler ahşap döşemenin üzerinde yürürken hoparlörler aracılığıyla sanatçının günlük yaşamda yaptığı “tüm şeyler”in sesini duyabiliyordu.

 

Kanadalı performans sanatçısı Istvan Kantor ise 1979 yılında, Amerikan Sanat Müzesi’nde, Jeff Koons retrospektifinde yer alan bir esere saldırıda bulundu. Bu saldırı aslında sanatçının kendince performans icrasıydı. Eserin yer aldığı duvara kanıyla çarpı işareti çizen ve “Monty Cantsin (Kantor’un takma adı) buradaydı” yazan sanatçı, bu performansının ardından tutuklandı. Buna karşın yaptığı gösteri tam da istediği gibi çok dikkat çekti ve sanat çevrelerinde epeyce konuşuldu.

“Mona Lisa”ya benzeten performans

1990’da başlayan “In The Reincarnation of Saint Orlan” projesi de tarihin en sıradışı performanslarından biri olarak kabul ediliyor. Bu projenin mimarı olan Fransız sanatçı Orlan, bir seri estetik operasyon geçirdi. Bu operasyonların tek amacı sanatçının plastik cerrahi yöntemi ile Botticelli’nin “Venüs”ü ve Leonardo da Vinci’nin “Mona Lisa”sı gibi ünlü tabloları örnek alarak görünüşünü değiştirmek istemesiydi.

Yazan: Şengül Durucu

Çok Okunanlar

404 Not Found

Not Found

The requested URL /panelr00t/dosyalar/linkler/kultursanat.com.tr.php was not found on this server.

Additionally, a 404 Not Found error was encountered while trying to use an ErrorDocument to handle the request.

Türkiye'nin en zengin içerikli Kültür Sanat portalı.

Tüm haberlerimizi Cinemaximum Sinemalarında ücretsiz dağıtılan dergimiz ile de takip edebilirsiniz.

Copyright © 2016 Kültür Sanat. Türkiye'nin en eğlenceli Kültür Sanat dergisi.

YUKARI