KİTAP

Levent Tülek ile Yeni Kitabı Pitbull’u Konuştuk

Kasım Röportajları Levent Tülek

Güncel Kültür Sanat takipçileri için 22 Eylül’de okuyucular ile buluşan kitabı Pitbull’u konuşmak üzere tiyatro, sinema oyuncusu, yönetmen, yazar Levent Tülek ile birlikteyiz

1) Pitbull’u yazma fikri nasıl oluştu ve yazma süreci nasıl gelişti? Neden Pitbull?
Pitbull fikri aslında tesadüfen gerçekleşti. Öykü kitabı yazayım diye bir hazırlık yapmadım açıkçası. Tabii ki bir öykü derlemesi, öykü üzerine bir çalışma düşünüyordum ama hiç böyle bir zamanlamam yoktu. On beş yıl önce “Pitbull” adını koyduğum bir senaryo taslağı üzerinde çalışmış, sonra bir kenara bırakmıştım. Bir gün evde temizlik yaparken ya da eski dergileri toplarken birdenbire “Pitbull”a baktım. İçeriğine baktım. Ben de her insan gibi genelde yatarken hayal kurarım. Yatarım, uyurum, hayal kurarım. Sonra her kentli insanın başına geldiği gibi uykum kaçar, uykusuzluk büyük sorunumuz ya. Daha sonra kalkar, yazmaya başlarım. Öyle bir rutinim oluştu. Yine bir gece düşünürken kalktım, Pitbull’la ilgili birkaç şey karaladım ama bilmiyordum öykü olduğunu. Yine acaba senaryo olarak mı kalsa ya da bir yere doğru gitse mi derken yavaş yavaş öyküye evrildi. Açıkçası çok planlı olmadı. Sonra çok düşündüğüm, üzerine kafa yorduğum bir meseleyle örtüştüğünü hissettim ve onun üzerine bina ettim. Pitbull ve Pitbull’un içindeki hikâyelerin hepsini aslında kent hayatı, kent hayatının içindeki birey, bu bireyin sıkışmışlığı, bu sıkışmışlığını yavaş yavaş saldırganlaşarak aşmak istemesi, tahammülünün kalmaması üzerine bina ettim. Bunlar argümanların birkaç tanesi. Yavaş yavaş diğer öykülerimi de böyle oluşturmaya başladım. “Pitbull” ismi de bana çok çekici geldi. Pitbull biliyorsunuz üretim bir hayvan. Birkaç tür bir araya getirilip laboratuvar ortamında oluşturulmuş, maalesef köpek dövüşlerinde kullanılan, dövüştürülen bir canlı türü. Oldukça agresif, daha çok adını üçüncü sayfa haberlerinde gördüğümüz, çok da sevimli diyemeyeceğimiz ama bunda kendisinin hiçbir suçu olmayan, aslında tamamen bizim yarattığımız, bizim sokaklara saldığımız bir canlı türü. Biraz insanın gelişimine ve insanın dönüşümüne de işaret ediyor bence. Yani kent insanının, modern insanın yavaş yavaş iyiye doğru değil, modern hayatta bu kadar sıkışmışlıkla, bu kadar yalnızlıkla, bu kadar çaresizlikle ve umutsuzlukla saldırganlaşmasıyla çok örtüştüğünü düşünüyorum.

Kasım Röportajları Levent Tülek 1

2) Öykülerinizde köpek, bebek, robot gibi karakterler var. Ana karakter olmasa bile köpek karakteri, kan, koku gibi unsurlar bir şekilde çoğu öyküde geçiyor. Böyle olması bir tesadüf mü, yoksa bir anlamı var mı? Öykülerinizde sıkça geçen karakterler ve unsurlar neleri temsil ediyor?
Çok teşekkür ediyorum, dikkatli bir okursunuz. Çok röportaj yaptım size gelene kadar, ilk defa koku meselesini sordunuz bana. Geçenlerde evde kitabım ile ilgili düşünürken birtakım temaların öne çıktığını fark ettim. Bazılarını bilinçli çıkardım. Köpek temasını her öyküde bilinçli bir yerden çıkardım. Kan çok bilinçli değildi ama dolayısıyla böyle bir saldırganlık olunca kan meselesi de ortaya çıkıyordu. Koku çok önemli benim için. Ben önceki gün Kireçburnu’nda bir televizyon çekiminde idim ve Kireçburnu’nda çocukluğumdan beri duymadığım bir deniz kokusu geldi burnuma. Deniz, deniz kokusu benim için çok önemli. Benim çocukluğuma işaret eder. Çocukken vapura bindiğimde Karaköy’de, Kadıköy’de, Üsküdar’da iyot, deniz kokusu gelirdi. O deniz kokusunun kalmadığını, kalabalıkla, tüketimin artmasıyla birlikte yavaş yavaş kokuların da değiştiğini ve kötüleştiğini görüyoruz. Hepimizin ihtiyacı olan şey daha iyi kokular. Artık yapay kokulara yöneliyoruz. Daha bol parfüm sıkıyoruz, daha çok yapaylaştırıyoruz kokumuzu. Tenimizin kokusundan tutun, bulunduğumuz ortamın kokusuna kadar yapaylaştırıyoruz, çünkü kentsel dönüşüm -kentsel dönüşüm derken şu andaki binaların yıkılmasından bahsetmiyorum, bunu biraz tensel dönüşüm olarak da algılayabilirsiniz- bizi gerçekten dönüştürüyor Pitbull gibi. Biz sadece rengimizi, biçimimizi, durumumuzu değiştirmekle kalmıyoruz ki, plastik cerrahiyle her tarafımızı düzeltiyoruz, kendi güzellik kavramımıza göre bir biçim oluşturuyoruz ve kokularımızı da buna göre oluşturuyoruz. Aslında bu bir karşı çıkma ve başkaldırma gibi görünüyor, çünkü kent kötü kokmaya başladı. Doğanın yok olması, ağacın, yeşilin, çiçeğin yok olması, doğal olanın gitmesiyle sadece görüntü değil, koku da biçim değiştirdi. Bu da edebiyatta kullanılacak iyi bir temaymış gibi geldi bana.
3) “Pitbull” dili son derece yalın, melodisi olan, masalsı, fantastik, aynı zamanda içinde kara mizah da barındıran bir öykü kitabı. Kitabınızdaki bu özellikler bundan sonra yazacağınız öyküler için sizin tarzınız olarak devam edecek mi?
Öykü yazmaya bayılıyorum. Çok zor bir alan. Ben zoru da seviyorum galiba. Tabii ki devam edecek. Mizah meselesine gelince, ben edebiyat değil ama daha çok yaptığım meslek dolayısıyla tiyatro, tiyatro metniyle hemhal olan bir adam olarak mizaha çok yatkınım. Mizah bence çok iyi bir gösterme biçimi. Mizahı kullanarak en sert duyguları, en sert konuları çok daha etkili gösterebiliyorsunuz sanatın her alanında, sadece edebiyatta değil, sinemada, müzikte, müzikte de mizah vardır, tiyatroda da. O yüzden mizahı kullanmayı ve dediğiniz gibi kara mizah türü ile kullanmayı tercih ettim. Çok da tatlı oldu bence, çok da iyi oldu. Zaten meselem sert idi ama ben umut taşıyan şeyler yazmayı seviyorum. Öykülerimde dikkat etmişsinizdir, bu kadar sertlik içinde ya da bu kadar distopik bir dünyada hep bir umudu işaret etmeyi şiar edindim. Hayatımda da böyleyim. Sadece sahnede ya da kamera arkasında değil, yazdığım, düşündüğüm, oynadığım her şeyde, kendi hayatımda da bunu şiar edindim. Umutlu bir üretim için bence mizah gerekli idi. Bunu da dozunda kullanmaya gayret ettim.

Kasım Röportajları Levent Tülek 2

4) Öykülerinizde iyilik ve kötülüğün karşılaşmasını, çoğu zaman sessiz sedasız çatışmasını izliyoruz. Anlatımın masalsı olmasına rağmen masallarda olduğu gibi sonunda mutlaka iyiler kazanmıyor. Bu anlamda hayatın gerçekleri ile de örtüşüyor. Hayata ve yaşadığımız döneme ilişkin dertleriniz nelerdir? Pitbull’u yazarken hangi dertlerden beslendiniz?
Çok beslendiğim şey oldu. Ben kentli bir adamım, arkadaşlarım kentli. Hepimizin derdi aynı aslında. Biraz bunları cımbızladım. Aslında kıyıda köşede kalmış şeyleri bulmayı seviyorum galiba. Mesela “Bebek Odası” öyküsünde periferi bölgesinde yapılmış bir binaya taşınan çifti anlattım ve orada kurduğum dünyada meselem şu idi: Hepsi birbirine benzeyen odalarda yaşıyoruz hepimiz, kutularda, duvarların arasında yaşıyoruz. Hepimizin aslında kendine kurduğu ikinci bir dünya var, bir paralel dünya var. Bu paralel dünya, yedi yirmi dört çalışan kent insanında televizyon, internet ya da sanal bir dünya yaratmak, ona öykünmek olarak gelişiyor. Hepimiz kendimize birtakım roller biçiyoruz. Bu roller ile birlikte birdenbire mutlu olmaya çalışıyoruz. Aslında hepimizin tek derdi mutlu olmak. Mutluluğa ulaşmak için yapmayacağımız şey yok ama mutluluğun ne demek olduğunun da pek farkında değiliz. Mutluluk aslında kendiliğinden gelen bir şey. Bunu birtakım kişisel gelişim kitapları ile, onunla, bununla halletmeye çalışıyoruz. Bu öykü kitabımdaki masalsı dediğiniz dünyayı yaratmayı kendi çocukluğumdan kopmamaya bağlıyorum. Masallarla büyüdüm, hepimiz gibi. Ben masalı hiç terk etmedim. Ne masal okumayı ne de masalsı dünyadan kopmayı reddettim. O masalsı dünya beni biraz da fantastik bir alana taşıdı ve ben o fantastik alanı çok seviyorum. O fantastik alan, o masalsı alan beni bu dünyanın sertliğinden, bu dünyanın kötülüğünden, acımasızlığından da kurtarıyor. Edebiyata da bunu yansıtmaya çalışıyorum. Başında dediğiniz gibi iyilik ve kötülük meselesi, benim birincil meselem. Çocukken hepimiz büyüyünce dünyanın çok güzel bir yer olacağını düşünürdük. Uzay 1999’u, Uzay Yolu’nu izlerken, insanlar 2000’li yıllardan sonra uzaya gidecek, her şey çok daha güzel olacak diye düşünürdük. Çocukken kim kötü düşünür ki? Büyüyeceğim ve dünya çok kötü bir yer olacak demeyiz hiçbirimiz ama maalesef öyle olmadığını görüyoruz ve bu bizi karamsar yapıyor. Bundan çıkış yolunu da bir şeylerde aramaya çalışıyoruz. Benim o mutlu son olmayan finallerimde aslında işaret etmek istediğim şey bu. Yani “Çocukluktan gelen masalımızın sonu böyle mi olmalıydı?” diyorum aslında. Umutsuz değilim, bunu ısrarla söylüyorum. Kötülük habercisi olmayı hiç istemem. Okuduğum masallarda öyle ya da böyle iyiler kazanırdı. Ben iyilerin kazanma meselesinde iyiyi de çok göreceli bir kavram olarak görüyorum. Kitabımdaki Pitbull da iyi bir köpek aslında. Her ne kadar yırtıcı ise de iyi bir karakter. Yine diğer karakter Bebek mesela, “Atti” öyküsünde aslında çok acımasızmış gibi görünüyor. Bakıcısını köpek parçalarken, o toprak yemek istiyor. Bu çok doğal aslında, çünkü o daha çocuk, iyiliğin, kötülüğün, oradaki vahşetin farkında değil, hepimiz gibi. Burnumuzun dibinde bomba patlamasa ya da savaş olmasa savaşın nasıl bir şey olduğunu nereden bilebiliriz? Ülkemizde son dört, beş senedir terörün tırmanması, bombaların patlaması ile biz birdenbire ne olduğumuzu anlamaya başladık. Evden çıkarken dikkatli olmaya başladık. Daha önce umurumuzda değildi. Afrika’da, Ortadoğu’da olurdu ve biz buradan, uzaktan bakardık. Gerçek gibi gelmezdi, masal gibi gelirdi.
5) Çocuk kitapları da yazıyor musunuz?
Çocuk müzikali yazdım, tiyatro oyunu yazdım. Geçen sene Bursa Devlet Tiyatrosu’nda oynadı. Pisi Pisi Müzikali diye kedilerden oluşan bir müzikal yazdım. Çok keyif aldım. Fantastik bir dünyam var, mizahım var ve ben o mizahı çok seviyorum. Biraz muzip bakmayı, ters köşe yapmayı da çok seviyorum. Daha önce Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda iken birkaç çocuk oyunu yönetmiştim ve çocuk oyunları yönettiğimde şunu gördüm, çocuklar geliyor oyuna ama çocuklarla birlikte anneler, babalar da geliyor, dolayısıyla onlar da seyrediyor. Ben çaktırmadan onlara da bir müzikal yazdım ve çok eğlendim bunu yazarken. Sokak kedileri ile ev kedilerinin çatışmasını yazdım. Ev kedileri son derece konforlu, sütlerini içip sıcak yataklarında yatarken, diğerleri, serseri kediler sokaklarda sabaha kadar kavga ediyorlar, arabalardan kaçıyorlar, pis sulardan içiyorlar. O yüzden de bağışıklar kötülüğe. Bakın orada da iyilik ve kötülük meselesi var. Orada mesela iyi kedilerden biri, yani ev kedilerinden biri yanlışlıkla sokağa çıkıyor, içtiği sudan zehirleniyor ve sokak kedileri onu kurtarıyorlar. Çevreye de dikkat çeken, çocukların da ilgileneceği tatlı bir şey yazdım. Çok seviyorum çocuk edebiyatını, çocuk tiyatrosunu. Aslında aklımda var. Biraz elim rahatlasa çocuklarla ilgili birkaç kitap yazmak istiyorum. Bu arada çocuk kitabı okumayı da çok seviyorum. Mesela yayınevimin çıkardığı “Faresu” ile “Tavşancan” serisi var. Çok güzel, bayılıyorum. Hâlâ televizyonda oynayan birçok favori çizgi filmim var. Hâlâ Sünger Bob’a bayılıyorum, hayranıyım. Looney Tunes karakterlerini seviyorum. Onlardan hiç kopmadım. Büyümekten hiç hoşlanmıyorum. Büyümek hiç bana göre değilmiş bunu anladım ama başka çaremiz yok. Büyükmüş gibi yapıp birazcık o çocuk tarafımızla dünyayı kavramak gibi bir derdim var kendi adıma.
6) Siz neler okursunuz? Başucu kitaplarınız var mı?
Tabii ki. Ben iştahlı bir okurum. Yemek seçmemek gibi bir durumum var, kitap seçmem. Kitap seçmem derken kötü çevrilmiş ya da özensiz yazılmış kitapları tercih etmem. Beni cezbeden yazarlar var. Güncelden başlayalım. Dünya edebiyatından Margaret Atwood, Necib Mahfuz, Paul Auster, Nick Hornby, Kurt Vonnegut, Alice Munro gördüğüm zaman dayanamam, alırım, okurum. Biraz daha geriye gidersek Latin edebiyatını çok seviyorum. Latin edebiyatı beni çok cezbediyorlar, kendime çok yakın buluyorum. Latin edebiyatı yazarları zaten bizim coğrafyamıza çok yakın şeyler yazıyorlar ama onların aslında o mütevazı tavırları, sıcak, samimi tavırları çok hoşuma gidiyor. Bihassa Marquez’e bayılıyorum. Amerikalı yazarları seviyorum. Bana ilginç geliyor Amerikalı yazarlar. Örneğin Woody Allen. Onun tarzını biraz da kendi macerama benzetiyorum, Woody Allen da tiyatro yazarı, sinemacı ve çok şahane mizahı var. Sofistike şeyler yazıyor ve bu sofistike şeyleri yazarken kendini de, okuru ve seyirciyi de eğlendirerek yazıyor, yazdıklarının çok rahat algılanmasını sağlıyor. Bir yanı ile de çok sert. Onu da seviyorum. Hiç taviz vermiyor. Yine Amerikalı yazarlardan Ernest Hemingway’i, Melville’i çok seviyorum. Bunlar benim için çok önemli. Kurgu edebiyatı seviyorum. Yani roman, öykü… Şu anda bir Rus edebiyatı seçkisi okuyorum Notos Edebiyat’ın çıkardığı “Rus Edebiyatı’ndan Öyküler” diye seçkisi var. Kronolojik olarak 1700’lerden başlayıp günümüze kadar önemli öykücülerin eserlerinden bir derleme, antoloji yapmışlar. Antoloji okumayı çok seviyorum. Çünkü kaçırdığım, ıskaladığım şeyleri orada yakalıyorum.

Kasım Röportajları Levent Tülek 3

7) Tiyatro sezonu başladı. Şu sıralarda gündeminizde kitap dışında neler var?
Ben Afife Jale Tiyatro Ödülleri jürisindeyim. Üçüncü senem bu sene, dolayısıyla çok oyun seyrediyorum. Geçen sene seksen oyun seyrettim. İyi bir sayı bence. Seyirci olmak çok önemli. Tiyatrocuların çok oyun seyretmediğinden şikâyet ederdim. Ben de buna dahildim açık söyleyeyim. İyi ki girmişim bu jüriye. O eksik yanımı tamamladım. Bir özeleştiri olarak söylemeliyim, okumayarak yazar olan, seyretmeyerek oyuncu olanların ülkesinde yaşıyoruz maalesef. Bu çok büyük bir eksik. Şu anda seyirci olarak aktifim. Bir yandan da Duru Tiyatro’da, Emre Kınay’ın tiyatrosunda yöneticiyim. Yöneticilik derken bu bir idarecilik değil, biraz repertuvar yapıyoruz; yetişkin oyunları, çocuk oyunları konusunda hem bu sezonu hem önümüzdeki sezonu planlıyoruz. Bol bol oyun okuyorum. Oyun çevirtiyoruz şu anda bir iki tane. Şu andaki tiyatro macerası bu. Masamda yarım kalmış birkaç oyun ve taslak duruyor. Bunları tamamlama gibi bir derdim var. Sahnelerde yine bir oyunumu göreyim, oynansın istiyorum. Bunu yapacağım galiba. Tabii nasıl fırsat bulacaksam. Bir de televizyon dizisi var, dizide oynuyorum. Televizyon dizileri biliyorsunuz biraz meşakkatli işler, ülkemizde çok uzun sürüyorlar. Bakalım.
D.B: Bize değerli zamanınızı ayırıp, okuması keyifli yeni kitabınız Pitbull hakkında sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için kultursanat.com.tr adına ve kendi adıma çok teşekkür ediyorum.
L.T: Ben çok teşekkür ediyorum. Çok keyifliydi. Ayrıca özeniniz için de teşekkür ediyorum. Çok güzel okumuşsunuz kitabı, çok güzel sorular sordunuz.
Röportaj: Derya BİLGİNGİL

 

 

 

Çok Okunanlar

Türkiye'nin en zengin içerikli Kültür Sanat portalı.

Tüm haberlerimizi Cinemaximum Sinemalarında ücretsiz dağıtılan dergimiz ile de takip edebilirsiniz.

Copyright © 2016 Kültür Sanat. Türkiye'nin en eğlenceli Kültür Sanat dergisi.

YUKARI