Röportajlar

Kültür Sanat Röportajları: Ece Erdoğuş Levi

Kultursanat.com.tr için 28 Eylül’den itibaren hep kitap etiketi ile okuyucularla buluşan Her Şeyi Baştan Anlat romanını konuşmak üzere Ece Erdoğuş Levi ile birlikteyiz.

  1. 1. Romanınızın ilgi çekici bir adı var. Neden “Her Şeyi Baştan Anlat”? Her baştan anlatış yeni ve farklı bir bakış mıdır?

Bence öyle. Günlük hayatı ele alalım mesela, bazen bir olay olur bir bakarsınız aynı şeyi herkes başka başka ayrıntılar ekleyerek, kendi tarafından bakarak anlatıyor. Hatta siz birine bir şey anlatırsınız, o bunu başkasına aktarırken yeniden hikâye eder. Asla kötü niyetle olan bir şeyden bahsetmiyorum, hayatın doğalında bu böyle işliyor. En yalın haliyle gerçek, yaşandığı anda kalır. Sonrası hep hikâye etmedir. Her Şeyi Baştan Anlatda bir aşk hikâyesiyle başlıyor, aşkın iki muhatabının başka başka taraflardan bambaşka gözlerle baktığı bir “aşk”. Başkahraman Özlem bu hikâyeye dair tüm hayalleri başına yıkılınca, dünyası da başına yıkılıyor ve deliriyor. Kendini akıl hastanesinde bulduğunda yeni bir hayat başlıyor onun için, hikâyeleri tanıdık olsa da hiç tanımadığı insanlarla karşılaşıyor. Başta Özlem’in hikâyesi olmak üzere, hepsinin hikâyesi baştan anlatılıyor böylece. Bahsettiğim “yeniden anlatma” eylemi çok önemli bir hareket noktası roman için, özü adeta, bu yüzden “Her Şeyi Baştan Anlat” dedim.

2. Ana karakter Özlem’in akıl hastanesinde tanıştığı ve farklı trajik hikâyeleri olan hastaların çoğunluğu kadın. Dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun kadın olmanın zorlukları var. Sizin kadın olarak karşılaştığınız ve sırf kadın olduğunuz için o zorluğu yaşadığınızı düşündüğünüz, rahatsız edici bir olay, durum oldu mu?

Her gün oluyor diyebilirim. Sırf bu yüzden arabamla çok mecbur kalmadıkça İstanbul’da trafiğe çıkmak istemiyorum örneğin, çünkü arkada çocuğum oturuyor olacak. Hakikaten bu “tedirginlik” içime nasıl işlemişse kendimi bir tartışmanın ortasında bulmaktan, bana sırf kadın olduğum için üstten bakacak, aşağılamaya, sindirmeye çalışacak, hatta kaba kuvvet kullanmaktan çekinmeyecek birileriyle karşı karşıya kalmaktan korkuyorum.

Hem kadın hem sarışın olduğum için yazdıklarıma soru işaretiyle bakanlarla da çok karşılaştım. Bu kız ne yazacak, ne yazabilir ki diyen bakışlarla. En fenası da mesela okurların bana zaman zaman “beni çok şaşırttınız”, “hiç böyle bir şey beklemiyordum, sizi artık hep takip edeceğim” demesi ki bu durumla artık eğleniyorum sadece. Kadınsanız, sarışınsanız, eliniz yüzünüz düzgünse, kafanız çalışmıyordur, genel kanı bu, bu da yaşadığım bir zorluk. Çirkin olsaydım daha çok ciddiye alınırdım duygusunu pek çok kez yaşadım. Tanıyanlar bilir, bir de ben yapı itibariyle hassas bir tipim, ilk üç romanımda pek çok şiddet içerikli hadise vardı, onlar da tabiri caizse “ciciliğimden” ötürü bana pek yakıştırılamadı.

3. Yazılarınızda sosyal sorunlara değinmeyi, mesaj vermeyi tercih ediyorsunuz. Bu sizin stiliniz diyebilir miyiz? Yazar olarak sizin yazma stilinizi belirleyici özellikler nelerdir?

Ben, içinde anlatmasam olmaz dediği bir derdi olan ve onu anlatarak tüketmeye gayretle yazan, bu yolla en azından insan olarak kendince bir huzura ermeye çalışan yazarlardanım. Yazı benim için bir terapi yöntemi aynı zamanda. “Her Şeyi Baştan Anlat” diyorum ya, yazarak kendimi sağaltıyorum, bu yüzden Özlem’e de bunu yaptırmayı seçtim. Bu kitapla ilgili ilk röportajımda şöyle demiştim: Nasıl ki Sait Faik “Yazmasaydım, deli olacaktım” diyor, ben de deliliğimden yazarak sıyrıldım. İşe bu noktadan girişince mesaj hadisesi kendiliğinden geliyor bence, yoksa öyle bir kaygım yok, hikâye ne kadar gerçekten doğuyorsa, o kadar hayata dair oluyor.

Fotoğraf: Şahan Nuhoğlu

4. “Gerçek hastalar psikiyatra gitmezler, gerçek hastaların hasta ettiği kişiler gider” sözü hakkında ne düşünüyorsunuz? Üzücü ya da örnek alınacak hayat hikâyesi ile sizi etkileyen, bizzat tanıdığınız ya da gazetelerden, basından hikâyesini öğrendiğiniz kadınlar kimler?

Bu bir bakış açısı. Doğru geliyor kulağa. Bir de benim inandığım bir şey var, delilik belli bir duygusal hassasiyeti olanlarda daha hızlı ilerliyor. Romandaki kahramanlarımın, hemen hemen hepsinde, altını özellikle çizmediysem de böyle bir durumun olduğunu düşünüyorum. Yoksa bir çoğumuz zorlu hayatlardan geçiyoruz, pek çok ağır şey yaşanıyor ama herkes delirmiyor. Ama dediğiniz üzere “hasta” ruhlu insanlar çok yıpratır insanları ve deliliğe de sürükleyebilir. Ben bunu bire bir yaşadım geçmişte. Hakikaten bu insanlar karşısında insan duygusal olarak çıkışsız kalabiliyor. Belirli bir örnek yok basından öğrendiğim ya da tanıdığım. Bu kahramanlar her gün dinlemek zorunda kaldığımız o üzücü haberlerin toplamından doğdu, hem hepsiler hem hiçbiriler. Ufak tefek farklarla o kadar çok ağır hikâyelerden geçen kadına tanık oluyoruz ki. Tecavüze uğrayan, şiddet gören, ensest mağduru olan, aşkı yolunda felakete sürüklenen öyle çok kadın var ki… Kahramanlarım onlardan doğdu ama onlar değil.

5.  Aşk nedir sizce? Var olduğuna inanılan ve toplumun bize dayattığı bir yanılgı, arayış mıdır? Genel bir tanımı var mı, yoksa Özlem’in inandığı “Kutsal aşk” gibi kişi neye “aşk” kavramını yüklüyorsa o aşk mıdır?

Aşk anlatması hem kolay hem zor bir kavram sanki. Zamanında şöyle bir şey duymuştum, bir şey “yaşanırsa” artık aşk olmazmış. Öte yandan “mutlu” aşk yoktur denir. Bunlar hakikaten kulağa aşkın doğasına çok aitmiş gibi geliyor. İnsanın dünyasını hem kuran hem yıkan bir duygusal patlama da denebilir örneğin.

Ama ben yine de biraz daha sakin bakıp aşkın birey olarak kendimi ve yaşamımı tamamladığım kişiyle, yani eşimle yaşadığım olduğunu düşünüyorum. Aşkın özünde hayatın içinde iki kişi birlik olma hali var gibi geliyor bana. Sonra aile olmak var. İnsan çocuğuna baktıkça hem kendini hem eşini görüyor, bu her ikisine de aşkını katmerliyor. En zor anda sığınılan, hastalıkta sağlıkta koşulsuz birlikte olunan, en içten, en hesapsız sarılınandır aşk.

Kultursanat.com.tr olarak bize değerli zamanınızı ayırıp sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Fotoğraflar için Şahan Nuhoğlu’na teşekkür ederiz.

Röportaj: Derya Bilgingil

 

You may also like