Röportajlar

Kültür SanatRöportajları: Jale Sancak

2017 yılı Kasım ayında Hep Kitap tarafından yayımlanan yeni kitabı Uyanan Güzel’i konuşmak üzere ödüllü yazar Jale Sancak ile bir araya geldik.

 

Uyanan Güzel kitabınız aslında Türkiye’de apolitik ve sıradan insanların dahi yaşamını ciddi derecede olumsuz yönde etkileyen iki önemli döneme de ışık tutuyor. Uyanan Güzel’i yazma fikri ne zaman ortaya çıktı? Romanın yaratılışından okuyucu ile buluşana kadar geçen süreç içerisinde karakterler ve olay örgüsünde önemli değişiklikler yaptınız mı?

Zihnimde gezdirdiğim düşünce bir oluşum romanı, karakterin olumlu değişimini anlatan bir roman yazmaktı. Böylece kafamı kurcalayan bugünün meselelerini, değişime neden olacak meseleler olarak işleyebilme, katmanlı bir yapı kurma olanağı bulacaktım. Tam o sırada Beyoğlu’nda akordeon çalan tek bacaklı Florin de bir roman için kışkırtıyordu beni. Hikâyeler biçiyordum ona. Sonunda değişimi bir kadın üzerinden göstermeye karar verdim, Vahide karakteri çıkageldi. Ne var ki karar verdikten iki yıl sonra yazdım romanı. Yaratım sürecinde önemli olmasa da tabii ki bazı değişiklikler, sapmalar gerekti. Sözgelimi geçen yazın ürkütücü sel olayları, Narmanlı Yurdu’nun yazgısı, Tarlabaşı’ndaki kentsel dönüşüm gibi şeyler de dahil oldu kitaba.

Son derece yalın, akıcı bir dilde yazdığınız kitabınızda olay ve zaman akışını kronolojik sıra ile değil, karakterlerin zaman zaman geçmişe içsel yolculuklarından oluşan bir anlatım tekniğini tercih ettiniz. Böyle bir tercih yapmanızın sebepleri nelerdir?

İnsan zihninin işleyişi böyledir çünkü, hiçbir zaman kronolojik olarak düşünüp hatırlamaz. Bu gerçekliği romana taşıdım. Romandaki karakterler kurmaca olsalar bile inandırıcılık önemli benim için. Ayrıca da geriye dönüşler, neden sonuç ilişkisini kurmayı kolaylaştırıyor ve ekonomik olarak karakterlerin bütün yaşamını anlatma olanağı yaratıyor.

Öykülerinizde ve Uyanan Güzel romanınızda rüyalarından etkilenen karakterler var. Rüyalar yazmak için malzeme verir mi? Yazmaya katkısı nedir? Siz de etkilenir misiniz rüyalardan?

Rüyalar edebi metinlerde çokça kullanılmaktadır. Sadece malzeme vermekle kalmaz, karakterin bilinçaltını, bilinçdışını gösterirler. Bu da hayli yarayışlı bir anlatma olanağıdır. Uyanan Güzel’de bu nedenle ana karakterin gördüğü kâbus önemli. Üstelik değişimi ilk başlatan şeylerden biri o. Otuz yıllık bir birikmenin sonucu. Gördüğüm bazı rüyalar romandaki gibi olmasa da herkes gibi beni de etkiler elbette. Hatta psikanalitik tahliller yapma imkânı verir. Rüyanın önemli bir gösterge olduğunu düşünüyorum.

Uyanan Güzel kitabınız ile okuyucuda oluşturmak istediğiniz duygu ve düşünceler nelerdir?

Romanda yaşadığımız dünyanın olumsuz koşullarına, katı, baskıcı sisteme rağmen aydınlanmayla birlikte bireysel ve toplumsal olarak olumlu bir değişimin her zaman gerçekleşebileceğini, aşkın her durumda mümkün olabileceğini hikâye etmek istedim. “Kadınlar tek başına, güçlü bir biçimde yürüyebilirler” romanın meselelerinden biri. Biraz klişe gibi olsa da şunu söylemek istiyorum: Mücadeleyi yükseltmekten, hayatı yüceltmekten asla vazgeçmemeliyiz.

Vahide 1980 darbesi ve babasının o dönem tutumu yüzünden sevgilisini yitiriyor. Deniz 2013 Gezi olayları döneminde bir üniversite öğrencisi. Sevgilisi Arda Toronto’ya giderken Deniz çok sevdiği Arda’nın peşinden gitmeyip ülkesinde kalmayı tercih ediyor. Üstelik parasızlık ve koşullar yüzünden senaryosunu filme çekme hayallerinin gerçekleşmeyeceğini bile bile kalmayı seçiyor. “Kötü çay da alışkanlık yaparmış, anladık. Burası olmazlar ülkesi” sözlerinden milliyetçi de olmadığını, apolitik olsa da döneminden ve yaşam şartlarından memnun olmadığını anlıyoruz. Bu noktada hem teyzesi Vahide hem de Adrian ile “dönem mağdurluğu” ortak paydasında birleşiyorlar. Vahide’nin ve Deniz’in, farkındalığa varmalarına rağmen geçmişteki rehavet ve yanlış kararlarının sonuçlarına katlanmaya devam etmelerinin sebebi nedir? Evet, bir farkındalık, uyanış yaşıyoruz ama sizce yaşadığımız dönem itibarı ile toplum ile birlikte “bastırılmış bir farkındalık” mı yaşıyorlar içlerinde aslında?

Toplumsal genel durum böyle olabilir ama roman kahramanlarının durumu için bastırılmış bir farkındalık diyemeyiz bence. Vahide zaten hayli geç farkına varıyor, lakin farkına vardıktan sonra -yaşına rağmen- adım adım değişiyor ve adımları sonunda onu direniş alanına götürüyor. Deniz ise erkenden farkına varanlardan. Romanda henüz tam bir militan olarak görmüyoruz onu evet, ama karşı olduğu şeyler için mücadeleye girişiyor.

Gala Pera Sanatevi’nde yazarlar yetiştiriyorsunuz. Sizden ilham alan ve yazmak isteyen öğrencilerinize ve genç okuyucularınıza neler önerirsiniz? İyi bir yazar ya da yazan olmak için nasıl bir yol izlemeliler?

Yazar yetiştirmek gibi bir iddia değil bu, edebi metin yazmak isteyenlere atölyelerde rehberlik ediyor, teknik meseleler konusunda yol gösteriyorum. Birlikte üreterek ilerlemeye çalışıyoruz. Edebiyatla iç içe keyifli çalışmalar yapıyoruz. Onlara da söylediğim şeyi, hayli klasik bir yanıt olarak tekrarlayayım: Edebi yapıtları çok okumak, çok yazmak, sorular sorarak yazmak. Diğer olması gerekenler ise denemekten usanmamak, arayıştan vazgeçmemek, yaratıcılıktan uzaklaşmayıp özgünlüğü hedeflemek.

Derya Bilgingil:Bize değerli vaktinizi ayırıp sorularımıza içtenlikle cevaplar verdiğiniz için Güncel Kültür Sanat Dergisi olarak çok teşekkür ediyoruz.

Jale Sancak: Ben de çok teşekkür ederim.

Röportaj:Derya Bilgingil

You may also like