RÖPORTAJ

Ekim Röportajları: Balkan Naci İslimyeli

Ekim Röportajları Balkan Naci İslimyeli

Kırk beşinci sanat yılını “Hatırla” sergisi ile kutlayan günümüz sanatının öncü isimlerinden Balkan Naci İslimyeli ile Ekim sayımızda özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

‘’BALKAN NACİ İSLİMYELİ: BU SERGİDE KIRK BEŞ YILLIK KARİYERİMİN OTUZ YILINDAN SEÇKİLER YAPTIM.’’

1) 20 Eylül – 28 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerin ziyaretine açılan “Hatırla” serginizden bahseder misiniz? Neden “Hatırla”?
“Hatırla”sergisinin anlamı, unutkan bir toplumu uyarmak. Aslında unutkanlık bütün dünyanın sorunu. Yaratılmış bir sorun aslında. Tüketim sistemi, toplumları unutmayı, unutturmayı öngörüyor. Yani yeni, arkadan geleni piyasaya sürmek, kabul ettirmek ve tüketmek için eskiyi bir tarafa almanız gerekiyor. Dolayısı ile kitlelerin hafızası ile oynayan bir ekonomik yapı, küresel yapı var. Bunun dışında o kadar kaotik, karmaşa içinde bir dünyada yaşıyoruz ki bu kaos ortamında bir tür savunma biçimi oluyor unutkanlık. Biliyorsunuz insanda da çocuklukta yaşanan traumalar bastırılıyor, bastırılıyor ve sonunda onları unutmaya yöneliyor insanlar ama içlerinde onunla yaşıyorlar. Çekilmez bir yaşam bu. Toplumlar da aynı böyle. Türk toplumu çok büyük traumalar ile, sancılar ile gelişen bir toplum. Yaşadığımız darbeleri, göç sürecinin büyük kentlerde yarattığı sıkıntıları düşünürseniz bu traumaların anlamı da büyüyor. Dolayısı ile unutmak Türk toplumunda bir savunma biçimi olagelmiştir. O toplumsal kırılmalar, Cumhuriyet yenilenmesi, ondan önceki kuşaklar, Doğu’ya açılma, derken Batı’ya açılma, politik kararsızlıklar, iki tarafı dengeleyememek, hatta dört yönlü ve ayrıcalıklı bir konumda olmamıza rağmen dünyaya örnek teşkil edecek bir coğrafya içinden bu örneği parlatacak bir kültür yaratamama, bir model kültür yaratamama sancıları içinde bunalan bir ülkeyiz. Türkiye’deki yenilenme dinamikleri sürerken yeniden bir geriye dönüş süreci yaşıyoruz. Bu da sancılı bir alan. Önce tarihimizi, sonra toplumumuzu, nihayet Türkiye olarak kendimizi unutma aşamasındayız. Kendimizi inkar aşamasındayız. Bağlantılar kopuk, herkes birbirinin değerlerini unutuyor, ciddiye almıyor, sırtını dönüyor. Bu kopukluk sanatı da etkiliyor. Çünkü sanatın en büyük malzemesi, zenginliği bellektir. Bellek olmadan sanat olmaz. Bu hem kişisel tarihinizden çıkış yapmanız için önemli, hayatınız da bir bellektir, sonra insanlık tarihi ve toplumunuzun tarihi buna eklenir ve bu birikim ile gününüzü değerlendirirsiniz, anlamlı yaşarsınız. O birikim ile sanat yaparsınız. O birikim ile geleceğe ait hayaller kurabilirsiniz. Yani sanatın olmazsa olmazı olan zamansızlık. Bütün zamanları kapsayan insan malzemesinin uçsuz bucaksız derinliği, zenginliğinin anlam bulabilmesi için zamansız bir tarama yapabilmeniz lazım keskin bir bellek ile, unutmadan. Söylediğim nedenler ile unutkanlık artık bir virüs halini aldı. Buna tepki olarak bu sergi oluşturuldu. Sadece toplumsal, sosyolojik bir uyarı değil, aynı zamanda da yeni kuşaklara kendi dönemlerimi hatırlatmak için kırk beş yıllık kariyerimin otuz yılından seçkiler yaptım. Umuyorum bu, yeni sanat kuşakları için bir kısmını da zaten bizler yetiştiriyoruz, anlamlı bir hatırlatma olur.

2) Son otuz yıl ürettiğiniz eserler ile birlikte son on beş yıldır ürettiğiniz ancak hiç sergilenmemiş eserleriniz de bu sergide yer alıyor. Bu eserlerinizi yıllar sonra sanatseverler ile buluşturmaya nasıl karar verdiniz?
Sanatçı aslında ya toplum ile bağ kuracağını düşünmediğinden, ya zihinsel olarak tamamlayamadığından ya da kıskandığından bazı eserlerini,.yapıtlarını göstermez, saklar, biriktirir. Benim de böyle bir koleksiyonum oluştu. Fakat yıllar üst üste biriktikçe bu koleksiyonlar evlere sığmaz oldu. Dolayısı ile artık onları insanlara gösterme zamanı geldi diye düşünüyorum. Çünkü toplumun ihtiyacından fazla sanat yaptığımı fark ettim. Daha doğrusu toplumun hiç ihtiyacı yok ama biz inat ile yapmayı sürdürüyoruz. Böyle bir birikimi sahipsiz bırakmak istemedim. İnsanlar bunu tanısın, değerlendirsin, mümkünse, istiyorlarsa da ilham alsınlar istedim.

3) “Hatırla” serginizin her biri felsefi bir anlam taşıyan on üç bölüm başlığı var. Bu bölümlerden bahseder misiniz?
Bu bölümlerin hepsi benim dönemlerimin yapı taşları ve benim sanatımın bütününde yer alan, kafa yorduğum temel sorunlar. Bu sorunlar etrafında veya içinde ürettiğim yapıtları tematik olarak sıraladım bu sergide. Bu dönemler bir araya geldi ama zamansal bir sıralama içinde değil, geriye dönüşler ile, tekrarlamalar ile, farklı malzemeler ile yenilenme olarak, farklı açılardan bakarak ama benim hep üzerinde durduğum temel meselelerin başlıklarıdır onlar. Mümkün olduğunca çarpıcı, sorgulayıcı başlıklar olmasına dikkat ettim. Soru oluşturacak başlıklar, düşünmeyi kışkırtan başlıklar olsun istedim, yanıtlar olsun istemedim. Yanıtlar izleyenlerin. İzleyenlerden gelecek yanıtlar. Onları da umutla bekliyorum.

4) Yapıtlarınız sanatseverler ile buluşana kadar nasıl bir yaratma süresi ve çalışma disiplininden geçiyor?
Hayatın her anı, her dakikası aslında yaratma benim için. Gündelik hayatı sürdürürken gördüğünüz her şeyden bir sanat malzemesi çıkarabilirsiniz. Zaman içinde sanatçı gözü zaten yaşarken elemeyi gerçekleştiriyor. Evinize bir sürü uyarı ile geliyorsunuz. Bunlar gün içinden, gezdiğiniz yerden, karşılaştığınız insanlardan veya duyduğunuz şeylerden etkilendiğiniz uyarılar. Dolayısı ile sanat sadece atölyede yapılmaz. Hayatın içinde gerçekleştirilir. Bütün uyarılar, ilhamlar oradan gelir. Atölye onların düzenlendiği bir üretim merkezidir. Onun için ben atölyeye kapanıp da ilham bekleyen biri değilim. Ancak atölyemi ikiye ayırdım. Bulunduğumuz kat daha çok kitaplarımın, araçların, aletlerin bulunduğu bir kat. Bir araştırma ve düşünce organizasyonu, düzenlenmesi var burada. Üst kat objelerin, sanat malzemelerinin, her şeyin kullanılmayı beklediği, istifler halinde her tarafa yayıldığı bir kat. Değerlendirilmeye hazır, hayatın içinden çekilip alınmış, yerini, zamanını bekleyen bir birikim.

‘’AYNI ŞEYİ YILLARCA YAPMAKTAN, ONU NESNE HALİNE GETİRMEKTEN, EŞYALAŞTIRMAKTAN HOŞLANMIYORUM.’’

5) Sanatınızda yeniliği, değişkenliği seviyorsunuz. Eserlerinizde değiştirmek istemediğiniz, sizin tarzınızı gösteren karakteristik unsurlar var mı?
Aslında sanatçı hem değişir, hem kalır. Kalıcılık, o değişkenliğin bütünlüğü içinde, onları ayakta tutan omurgadır. Yani bir motifte ısrar ederek kimlik kazanılmaz. Bin kere kelebek çizerek kelebek ressamı olmak gibi. Bunlar sahte kimliklerdir. Sanat, yapısı gereği bilim gibi araştırma, yenilenme içerir. Hayat da böyledir zaten. Hayatta bir şey, bir an, bir durum iki kere yaşanmaz. Hep değişen bir hayattan, yenilenen bir hayattan ilham alan, onu içeren sanatın aynı kalması düşünülemez. Bir de ben sıkıntılı bir adamım. Aynı şeyi yıllarca yapmaktan, onu nesne haline getirmekten, eşyalaştırmaktan hoşlanmıyorum. Benim için sanatın en eğlendirici yanı değişebilmesi ve insanı değiştirip, dönüştürebilmesi. Bu imkanlarını kullanmaktan ve yaşamaktan hayatım boyunca çok mutlu oldum doğrusu.

6) Yapıtlarınız izleyici ile buluşana kadar olan süreçte malzeme çeşitliliğinin, sergi mekanının, şehir atmosferinin önemi nedir? Başka önem verdiğiniz unsurlar var mı?
Kent çok besleyici bir şey. Öğrencilerime de söylediğim gibi “sizin esas okulunuz İstanbul” diyorum. O kadar büyük bir ilham kaynağı ki yüz yılların birikimi gören göz için, araştırma disiplini olan biri için muazzam bir stok, bir bellek, güzellik ve bilgelik dolu bir kent. Dünyanın en seçkin kentlerinden biri. Üstelik doğu ile batının birleştiği, uzlaştığı bir kültür. Dünyada tek böyle bir şey. Kent benim için her zaman besleyici olmuştur. Dünyanın İstanbul dışında başka bir yerinde yaşamayı istemem doğrusu. Bunu denedim de. Belli bir süre, konuk olarak yaşamak çok anlamlı ama orada sürekli kalmak ve bu haritadan mahrum olmak ve bu yalnızlığa mahkum olmak hoş bir şey değil. Ben buna katlanamam diye düşünüyorum. Sanat, çevre, insan ve sanatçının kendi dünyasından beslenen onların ilhamı ile var olan bir şey. Bellek bunun en önemli malzemelerinden bir tanesi. Bunun dışında her şey sanatın malzemesi olabilir. Benim için öyledir. En olmadık bir obje, herhangi bir durum bana bir çıkış yapma imkanı verebilir. Yani hayata karşı açık olmanız lazım. Onun size bir şeyler verebilmesi için sizin ona kalbinizi açmanız lazım. Sonra neredeyse bir medyum gibi hayat sizi belli noktalara çekiyor. Kendi alanınızı uzaktan size sinyaller ile haber veriyor. Yani hiç bilmediğiniz bir mahallede bile kendinize has yerleri, konumları koklama duygusu çok hassas bir canlı gibi sezip, algılayıp oralara doğru yaklaşıyorsunuz. Bu otomatikleşiyor hayatınızda. Her durumdan bir pay alıyorsunuz. Hayatın her anı bir sanatçı için malzemedir. Hepsinden yararlanıyorum. Tabii sanatçı için en büyük ilham başka sanatçılardır, sanatın tarihidir. Herkesin onu etkileyen, biçimlendiren ruh arkadaşlığı kurduğu sanatçıları vardır. Benim de var. Çok sıkıldığım, bunaldığım zaman onların kitaplarını okur, filmlerini izlerim ve yalnız olmadığımı hissederim. Bu büyük bir güç verir insana. Dolayısı ile sanat, sanattan beslenir ama sanatın kendisi de hayattan beslenir. Sonuç olarak bu döngü hayatın içine aldığı bir çember olarak devam eder.

7) Yeni projeleriniz var mı?
Tek bir proje olmuyor. Bunlar, bu etkiler birikir bende. Yazı olarak, metin olarak, şiir olarak, fotoğraf olarak birçok şey birikir ve zamanla bunlar kümeleşirler. Topaklar oluşur kafamda ve onların üzerine giderim. Bunların hepsi beni kalben ilgilendiren hakiki şeyler olmalı. Moda ile sanat yapan biri değilim. Çağı takip ediyorum teknolojisi ile, sanatçıları ile, her şeyi ile ama kendi dünyam, kendi hayatım, kendi duyarlılığım, kendi seçimim her zaman öncelikli, her şeyden önemli. Buna direnemezseniz, bunda dirençli olmazsanız çevrenizden gelen bütün etkilerin, hele yüz yılımızda bir cinnet haline gelen saldırıların, imaj, ses, doku vs. her türlü tahrikin altında ezilir kalırsınız, kimliğinizi kaybedersiniz. Onun için bir keşiş gibi sığınma alanlarınızın olması lazım.

D.B: Bize değerli zamanınızı ayırıp atölyenizde ağırladığınız için Güncel Kültür Sanat Dergisi adına ve kendi adıma çok teşekkür ederim.
B.N: Ben de teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum.

Röportaj: Derya BİLGİNGİL

Röportajı videolu halini aşağıda bulabilirsiniz:

??????????

??????????

Yorum yapmak için tıklayın

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar

Türkiye'nin en zengin içerikli Kültür Sanat portalı.

Tüm haberlerimizi Cinemaximum Sinemalarında ücretsiz dağıtılan dergimiz ile de takip edebilirsiniz.

Copyright © 2016 Kültür Sanat. Türkiye'nin en eğlenceli Kültür Sanat dergisi.

YUKARI