RÖPORTAJ

Kültür Sanat Eylül Röportajları; Ezo Sunal

ezo-sunal-güldüy-güldüy-show-ezo-kimdir

Kultursanat.com.tr için Ezo Sunal ile eski ve yeni projeleri üzerine sohbet ediyoruz

Henüz duymamış olanlar için adı gibi eğlenceli LaLaLa projenizden bahseder misiniz?

Tabii ki. Lalala bir yıl önce başladı ama benim çok uzun zamandır hayalini kurduğum bir proje idi. İlk önce kitap olarak çıktı Doğan Egmont’dan Lalala kitabımız. İçinde orjinal, bizim bestelediğimiz şarkılar, hikayeler, şarkıların notaları, ilk notayı öğrenen çocukların piyanoda, kemanda veya gitarda çıkarabileceği şekilde veya müzik öğretmenlerinin sınıfta kullanabileceği şekilde veya daha büyük bir proje için Orff orkestrası için notasyonları da yayınladık. Biraz daha niş bir proje olarak başladı. Fakat daha sonra günümüze de ayak uydurmak için, artık biliyorsunuz dijital çağdayız ve bu çok önemli, bir şekilde oraya girmezsek daha az insana ve çocuğa ulaşırız gibi geldi. Öyle olunca da Lalala’yı bir mobil uygulama olarak çıkardık. Böylece yeni yaptığımız şarkıları, hikayeleri hiç beklemeden, hemen üyelerimizle buluşturabiliyoruz. Bu da çok keyifli oluyor bizim için. Hemen geri bildirim almak çok hoş. Daha çok insana ulaşabiliyoruz. Artık görüyorsunuz her yerde tablet, telefon var. Minik çocuklar bile çözmüş durumda. Benden iyi kullanıyorlar. O yüzden biz de bu kuvvetli aracı doğru bir hedef için kullanalım istedik. Çocuklar kaliteli müzik dinlesin, güzel hikayeler dinlesin, içerik sıkıntısı çekmeden aileler çocuklarına tabletten bir şeyler aktarabilsin. Aynı zamanda da birçok aktivite, dans, oyun fikri var şarkılarla ve hikayelerle eşlik etmek için. Böylece çocuğu ile kaliteli zaman geçirmek isteyen aileler birçok fikir bulabiliyorlar. Sınıf öğretmenleri, müzik öğretmenleri için de çok ihtiyaç olan bir kaynak oluşturmak istedik. Ben çok uzun zamandır çocuklarla çalışıyorum. Onların en çok sevdiği şeyleri derslerden toplayarak paylaşmak istedim. Çünkü bir workshop veriyorum, otuz kişi katılabiliyor. Yıl içinde kaç tane yapabilirim? Mümkün değil o kadar çok insana ulaşmam. Böylece aramızda hem öğretmenlerle hem ailelerle hem de çocuklarla bir bağ oluşmuş oluyor. Bu da beni çok heyecanlandırıyor. Son birkaç aydır da yenilendik. Lalala yepyeni bir yüze kavuştu Gitti Gidiyor’un da teknolojik sponsorluğu ile. Yeni workshop, projelerimiz olacak. Bunun için Lalala’yı Apple Store ya da Google Play’den indirerek üye olabilirsiniz.

Benim çocukluğumda hem eğitici hem eğlenceli Susam Sokağı adında bir çocuk televizyon programı vardı. Daha çok çocuğun daha kolay ulaşabilmesi için Lalala projenizden yola çıkarak bir televizyon programı yapmayı düşünür müsünüz?

Televizyon programı aslında hayallerimden bir tanesi. Biri gerçekleşti, Lalala hayata geçti ama televizyon da çok önemli. Televizyonda da böyle bir eğitim programı eksikliği olduğunu düşünüyorum. O yüzden Lalala’yı televizyona geçirmek çok isterim. Umarım ileride olur. Adım adım gitmekte fayda var diye düşündüm ben hep. O yüzden acele etmiyorum. Doğru zamanda olacaktır inşallah veya başka bir şey çıkacaktır karşıma. Hep öyle gelişti çünkü olaylar. Bana o an iyi gelen, heyecanlandıran bir proje olduğu zaman yapıyorum ama çok isterim Lalala içeriğini televizyona aktarmak. Çünkü böylece daha çok kişiye ulaşma şansımız olur. Benim en büyük isteğim, hayalim o zaten, daha çok çocuğa ulaşalım. Türkçe orjinal içerik çok az hem şarkı hem hikaye olarak. Bir de çocuğa tablet, televizyon izletilmemesi gerekir gibi fikirler var. Evet, üç yaşa kadar olmaması daha iyi ama bence bizim de kendimizi gelistirmemiz gerekiyor. Çocuklar bu çağda doğdu. Tamamen mahrum ve uzak tutmanın da çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Kaliteli içerik ile, anne baba veya öğretmen eşliğinde, çocukları oyalamak için değil, güzel bir şey katmak için kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Belki de bu bilinçlendirmeyi kazandırmak da Lalala’nın alt metin olarak hedeflerinden biri olabilir. Videolar da var o yaş grubuna uygun, çekinmeden gösterebilecekleri bir içerik olarak. Mutlaka bir yetişkin eşliğinde olsun ve belli sürelerde olsun. Yani yemek yesin diye veya bir şey yapsın diye ödül ya da ceza olarak değil de belki günlük programının bir parçası olarak, doğal bir şey olarak kullanılmalı. Yoksa “Odanı toplamazsan bugun tablet yok” gibi oluyor veya yemek yerken yesin diye oluyor. Bunlar aslında teknoloji ile ilişkimizi bozuyor gibi geliyor bana. Çocukların da şansı bu diye düşünüyorum ben. Benim çocukluğumda yoktu. Bu da önemli bir şey. Geri kalmaları da doğru değil ama dozunda olacak tabii ki. Lalala’yı o yüzden de özel buluyorum. Çok emek verdik çünkü çocuklara içerik hazırlarken. En azından tablet veya telefon kullanarak güzel bir şey yapılabiliyor olsun istedik. Çok güzel geri bildirimler alıyoruz. Çocukların şarkı söylerken videosunu görmek bile beni çok mutlu ediyor.

İngiltere’de çocuk gelişimi ve sinema eğitimi aldınız. İkisi de ayrı ayrı çok fazla enerji ve zaman gerektiriyor. Sizin için hangisi daha öncelikli? Eğitmenlik mesleğini seçmenize sebep olan etkenler neler oldu?

Aslında ilk üniversiteye girişim Erken Çocukluk Dönemi Fransızca, Fransız Dili Edebiyatı idi. Çünkü on bir yaşından beri Fransızca okuyordum. Üniversitede ona devam etmek istedim. Fakat çok kolay geldi. Girdikten iki ders sonra değiştirmek istedim bu dersi çünkü ben Fransızca’da hoca olacak düzeyde idim. Orada bir eğitim, aslında bir ders aldım. Bunu Türkiye’de yapmak ne kadar mümkün olurdu bilmiyorum. Çok önemsediler benim bu isteğimi ve değiştirmeme izin verdiler. Filmde bir boşluk var, istersen seni oraya alabiliriz dediler. Benim de çok sevdiğim bir alan. Onun üzerine film macerası başladı. Erken Çocukluk Dönemi ile Film, Televizyon, iki ana dal mezunuyum. Oradaki hocalarım da diyordu “ne alaka, sen ne yapmak istiyorsun?” diye ama ben hep küçüklüğümden beri derdim, “veteriner mi olsam, dansöz mü?” diye. Yani iki alakasız şey yapacağım belli idi. Yıllar sonra bir şekilde okulu hiç uzatmadan bitirdim. Ona da inanamıyorum hala nasıl yaptığıma. Çok çalışkan bir öğrenci değildim ama hep yeteri kadar, sorumluluğumu alırdım, bir sekilde bitirdim okulu. Çok da keyifli idi. Sonrasında o dönemde film kritikleri yazdım hem harçlığımı çıkarayım diye hem böyle bir teklif gelince hoşuma gitti. İlerleyen yıllarda da o dönem annemin bir anaokulu vardı. Hep çocuklarla olmak istediğimi biliyordum. Mezun olduktan sonra da işin içine düştüm aslında. Bir daha da kopamadım. Çok keyif aldım. Çocuklarla birlikte olmak başka hiçbir şeye benzemiyor. Beni hayatta daha fazla ne mutlu edebilir? Hiçbir şey. On birinci yılım, 2006’da başladım çocuklarla çalışmaya. 1998’den beri zaten anaokulunda ben de büyüdüm ama 2006’da artık öğretmen olmuştum. Sonra hiç bırakmak istemedim. Her yıl yeni eğitim ve öğretim dönemine büyük bir heyecanla giriyorum. Bence bu yeterli diye düşünüyorum. Çok zaman alıyor. Zaten bir işi iyi yapmaya çalışıyorsanız her iş zordur bence. O yüzden bir yandan şarkıcı olup, besteci olup, sporcu olup, bunların hepsini nasıl yapabiliyorlar anlamıyorum. Ben yapamam. O yüzden de bir şeyde iyi olmaya karar verdim. Çok mutluyum, iyi ki öyle gelişmiş, iyi ki onu seçmişim. Alkışlarla, şarkılarla günlerim geçiyor.

Film kritikleri yazmaya devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Çok uzun zaman oldu. Çok da keyif aldım ama benim gözlemlediğim kadarı ile açıkçası Türkiye’de çok fazla artık film ile ilgili dergi okumuyorum. O yüzden de çok bilmişlik taslamak istemiyorum ama film kritiği denince filmin özeti, oyunculuklarla ilgili bilgi gibi algılanıyor benim gördüğüm. Bu da beni tatmin etmiyor. Benim yazmak istediğimi de kimse okumak istemiyor ya da çok küçük bir topluluk belki. O yüzden yavaş yavaş uzaklaştım ama hep çok sevdiğim, çok tutkulu olduğum bir iş, bir meslek film dünyası. Bir şekilde bir yerinden gireceğim gibi hissediyorum ya oyuncu olarak ya kritik olarak. Hep aklımda, hep kalbimin bir köşesinde duruyor ama dediğim gibi çok zamanımı alan, çok sevdiğim bir işim olduğu için de hep o öncelikli oluyor.

Çocuk atölyenizde neler yapıyorsunuz? Başka çocuk atölyelerinden farklı olarak nasıl bir eğitim yaklaşımınız ve methodunuz var?

Ezo Sunal çocuk atölyesi 2007 yılında kuruldu. O günden beri de prensipte hep aynı kaldık. Bunu da niye söylüyorum? Çünkü çok fazla anaokulu, atölye, oyun evi, kreş açılıyor. Hepsi her yıl yeni bir şey ile geliyor karşımıza; İngilizce, Ruzça, buz pateni… Biz hep aynı çünkü çocuklar deneme tahtası değil. Doğru bildiğiniz şeyi yapıp onda ısrarcı olmalısınız ki bu süreçte aileler de bir şeyler öğrensin. Yoksa biz sürekli ailenin istediğini yaparsak ne çocuk bundan faydalanır ne aile ne de toplum uzun vadede. O yüzden çok uzun zamandır belli bir prensibimiz var. On sekiz ay ile beş yaş arası çocuklarla çalışıyoruz burada. Önemli olan çocuk oynayarak, keşfederek öğrensin. Bilgi yüklemek değil asla amacımız. Zaten çocukların kendilerini keşfettiği yıllar, karakterleri oturuyor, o da neyi sevip neyi sevmediğini öğreniyor. Biz onlara bu yolculukta eşlik ediyoruz. Büyümek çok zor bir şey. Hep onu söylüyorum ben, hayatın başı ve sonu çok zor. O yüzden de o yolculukta hep yanımızda eşlik edecek birine ihtiyaç duyarız, bilgi yükleyecek değil. Okul öncesi yıllar öğrenmeyi sevdirici yıllardır. Bazen çok ileri giden kurumlar olabiliyor. Ben çok üzülüyorum o çocuklar için. Nasıl olsa öğrenecekler ama eksik kalan diğer şeyleri sonradan tıkıştıramıyoruz hayatımıza. Onlar hep eksik kalıyor. O yüzden biz oyun, müzik, sanat faaliyetleri, bilim, deneyler yapıyoruz bol bol. Dikkat çekmek istediğimiz konuların partilerini yapıyoruz. Çocuklar buradan ayrıldığında hangi okula giderse gitsin, özel kolej olabilir, devlet okulu olabilir, şehir veya ülke değiştirenler oluyor velilerimizden, gözlemlediğim bütün çocuklar gittiği yerde mutlu oluyor. Benim için en büyük başarı bu. Orff yaklaşımı bizim vazgeçemediğimiz, her atölyenin, her saatin içine yerleştirdiğimiz bir yaklaşım. Çünkü müzik ve hareket çok önemli çocuklar için, aslında büyükler için de. Oyun odaklıyız diyebilirim.

Eğitim evde, ailede başladığına göre okul öncesi çocuğu olan anne babalara neler önerirsiniz?

Aslında o kadar çok şey var ki konuşacak ama temeli şu, bence çocuğa verilecek en büyük hediye zaman ama kaliteli zaman. Hep kaliteli zaman konusu konuşuluyor ama kaliteli zaman ne? Aslında çok basit bir şey, telefondan, kapıdan, televizyondan uzak, çocuk ile günde on dakika inanın yeter. Çocuk çok bir şey istemiyor aslında ama üç saat aklımız orada, burada, yemekte, işte olduğu zaman o üç saat bile aslında sıfır dakikaya eşit. Benim en büyük önerim bu. Gözlemlediğim yıllar içinde çocukların da en büyük ihtiyacı bu. Baş başa, can cana, bütün dikkat onda olacak şekilde günde on dakika. Çoğu anne baba çocuğunu tanımıyor, çocuk da onları tanımıyor, öyle geçiyor yıllar. O kadar değerli, o kadar hızlı geçiyor ki onun tadını çıkarsınlar aslında, gerisi geliyor çünkü. Verilen zamanlar çok güzel meyvesini veriyor daha sonra, çok güzel geri dönüyor aileye ve çocuğa. En kritik şey bence göz göze vakit ayırmak. Yoksa alışveriş merkezine gidip kendi haline bırakmak değil. Gerisini zaten seçecekleri eğitim kurumu yapar.

Beden perküsyonu çalışmaları da yapıyorsunuz. Dünyanın tek beden perküsyonu festivalinin organizatörlüğünü yaptınız. İlgi nasıldı?

Beden müziği festivali, şu an sekizincisi ya da dokuzuncusu oldu sanırım, KeithTerry öncülüğünde başladı. Daha sonra İstanbul’a da geldi. Her yıl farklı şehirlerde yapıyorlar. Asıl memleketi San Francisco, Paris, şu an hepsini sayamıyorum, Brezilya’da bile yapıldı. Ben de bir çoğuna hem sanatçı olarak katıldım hem de İstanbul’dakinde organizasyon içinde de bulundum. Çok büyük bir ilgi vardı. Cemal Reşit Rey salonu tıklım tıklım doluydu. Hatta aile matinesi yaptık bir tane. O zaman da gördüm aslında ne kadar ihtiyaç var güzel, kaliteli etkinliklere. Güzel bir şey yaptığınızda geliyor insanlar, hem çocuğumla gidebileyim hem eğlenelim hem ikimize de uygun olsun. Çünkü çocuk işlerinde büyükler sıkılıyor, büyük işlerine de çocuklar giremiyor. Bu herkese hitap eden bir etkinlik olduğu için özeldi bence. Sadece bedeni ile müzik yapan ve dünyanın her yerinden gelen katılımcılar, sanatçılar oldu. Çok keyifli idi benim için. Çok güzel insanlar tanıdım ve burada paylaştım bu güzel sanatçıları. O yüzden mutluyum, çok güzel geçti. Bakalım, belki ileride yine gelir İstanbul’a. O zaman duyururum mutlaka.

D.B: Bize değerli zamanınızı ayırıp röportaj isteğimizi kabul ettiğiniz için kultursanat.com.tr olarak teşekkür ediyoruz.

E.S: Ben teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere.

Röportaj: Derya BİLGİNGİL

Yorum yapmak için tıklayın

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar

Türkiye'nin en zengin içerikli Kültür Sanat portalı.

Tüm haberlerimizi Cinemaximum Sinemalarında ücretsiz dağıtılan dergimiz ile de takip edebilirsiniz.

Copyright © 2016 Kültür Sanat. Türkiye'nin en eğlenceli Kültür Sanat dergisi.

YUKARI