RÖPORTAJ

Kültür Sanat Aralık Röportajları: Cihan Ünal & Can Gürzap

Kültür Sanat Aralık Röportajları Cihan Ünal & Can Gürzap

Cüneyt Türel’in anısına yirmi yıl aradan sonra yeniden sahnelenen ‘’Sanat’’ oyununu konuşmak üzere usta tiyatro sanatçıları Cihan Ünal ve Can Gürzap ile bir araya geldik.

 

Derya Bilgingil: Yirmi yılda sadece ülkemiz değil, dünyada da siyaset, bilim, teknoloji ve pek çok alanda büyük değişimler yaşandı. İki dönemi karşılaştırdığınızda canlandırdığınız karaktere, oyuna bakış açınız, duygu ve düşünceleriniz değişti mi?
Can Gürzap: Sanatta pek büyük değişiklik oldu denemez. O zaman da modern ya da o dönem için çağdaş sanat vardı, bu dönemde de var. Bazıları beğendi, bazıları beğenmedi. Bazıları bu sanat tarzını beğeniyor, bazıları beğenmiyor. Dünyada tabii ki çok büyük değişiklikler oldu. Özellikle bilgisayarın hayatımıza girmesi çok önemli bir değişikliği sağladı ama sanat olduğu gibi devam ediyor. Yirmi sene önce oynadığımızda da aynı zevki, keyfi aldık, bugünde aynı zevki alıyoruz. Cihan söyledi, ben tam hatırlamıyordum, o zamanlar üç, dört sene oynamışız. Bu önemli bir sayı eder temsil sayısı olarak.
Cihan Ünal: Hala da dünyanın birçok yerinde oynanmakta. O dönem mesela beş yıl kadar Londra’da oynadı bu oyun ve her altı ayda bir, üçlü gruplar değişerek oynadı. Onun için de seyircisi daima devam etti. Biz yirmi yıl aradan sonra oynuyoruz. O zaman küçük olanlar büyüdüler, şimdi yeniden görebilirler. Bir o neden var, bir de arada bazı gruplar da oynadı ve halen de oynuyorlar. O bakımdan şimdiye denk geldi. Hem de sevgili Cüneyt’imizi anmak istedik. Yasmina Reza’nın bu oyunu yazmak için yola çıkışında çağdaş sanata, çağdaş resme ya da modern resme, sanata karşı değil ama siz de biliyorsunuz günümüzde ve o zamanda çağdaş ve modern sanat zorla moda haline getirilip empoze edilmek isteniyor. Yasmina Reza’nın karşı durduğu şey bu. Ben kendim beğeneyim, seveyim diyor. Bir de klasik yapıyı yadsımamak lazım. Picasso’da da öyledir klasik. Biz şimdi tiyatro ekol diyoruz, Brecht’ler, Reinhardt’lar söylüyoruz ama temelinde Stanislavski yatıyor. Yani klasiği reddetmeden modern sanatı tabii ki kabul edeceğiz ama eleştirmenlerin ve sanat ticareti yapanların bize empoze ettikleri şekilde değil. Bu oyunun çıkış noktası bu ama bunun yanında buradaki modern dediğimiz beyaz tabloyu eleştirirken üç arkadaşın bu beyaz tablo içinde iç dünyalarını, kişiliklerini, özel hayatlarını da deşifre ettiklerini görüyoruz. Yani bir yerde psikolojik tarafı çok ağır basıyor oyunun. Arkadaşlıklarını sorguluyorlar. Bir yerde röntgenleri çekiliyor o beyaz tablonun içinde. O kadar hoş bir oyun bu.
Derya Bilgingil: Mutlu Güney’in aranıza katılması nasıl oldu?
Can Gürzap: Epey aday vardı. Onların içinde bazıları malum televizyon dizileri söz konusu olduğu zaman tiyatro pek yapamıyorlar, daha doğrusu yapmıyorlar. Mutlu ikimizin de öğrencisi. Öğrencilik yıllarından tanıdığımız bir arkadaşımız, kardeşimiz. Onun üzerinde anlaştık. Sonucu da çok iyi oldu. Çalışırken onu biraz hırpaladık öğrencimiz olduğu için.
Cihan Ünal: Çalışırken onu biraz hırpaladık öğrencimiz olduğu için mahsus, biraz dalga geçtik onunla ki role daha adapte olsun diye. Zaten arkadaşlıklarında da öyle ya o, biraz bizim hep böyle eğlendiğimiz bir arkadaş yapısı kişiliği. O bakımdan burada da çok uyum içinde çalıştık. Çok iyi karar vermişiz. Ben Kıbrıs’ta idim, Can teklif etti hem oyunu hem de rol arkadaşımızı. Birlikte karar verdik, çok da iyi etmişiz.


Derya Bilgingil: Modern sanat hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Canlandırdığınız karakter ile aynı fikirde misiniz? “Sanat ve ticaret”, “sanat ve beğeni” ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Can Gürzap: Ben yüzde yüz aynı fikirdeyim diyemem. İstanbul’da da biliyorsunuz Contemporary Art sergileri açılıyor. Onların çoğuna gittim. Bir kere maddi açıdan çok büyük bir piyasa bu. İçlerinde öyle şeyler vardı ki… Birincisi o kadar büyük tablolar vardı ki onu normal bir eve sığdırma imkanı yoktu. İkincisi, o kadar aklınıza gelmeyecek şeyleri sanat eseri olarak takdim ettiler ki, tabii saygım var hepsine, kendi açımdan bakıyorum, muhakkak onun da beğeneni vardır, olması da lazımdır ama beni pek kendine çekmedi. Böyle bir tablo söz konusu olduğu zaman bana “alır mısınız?” deseniz, az da para değil, ben almam. Fakat ilk oynadığımızda iki tane paralel çizgi vardı kalın, birde yukarıdan aşağıya diyagonal bir çizgi vardı. Oynadıkça o tabloyu sevmeye başladım. Sonra da “niye ben tabloyu alıp evime götürmüyorum?” dedim. Buna daha alışmadım çünkü bunda hiçbir şey yok, bembeyaz. Bembeyaz olunca halüsinasyon gibi bir şey oluyor, satın alan sanki halüsinasyon görmüş gibi olmayan çizgileri. Arayı bulmak için de Yvan, yani mutlu bir onun tarafında oluyor, bir diğerinin tarafında. Rol karakterinden de gelen bir şey tabii bu. Mesela çok beğenirim Dali’yi ama orada bir şeyler var. Oyunda diyor ya “bir şey var burada ama kötü değil, bir şey var” diyor ama Dali’de var, Picasso’da deseniz var.
Cihan Ünal: Yani neticede Serge’yi oynuyor ama oynadığı karaktere rağmen benim karakterimdeki adam gibi düşünüyor açıkça görüyorsunuz. Ben de ona yakın düşünüyorum ama bu kadar asabi olmamak gerekir belki, daha ılımlı olmak gerekir. O da arkadaşına çok kıymet verdiği için onun bu hale gelmesine üzülüyor.
Can Gürzap: Bir de başka çevre bulduğunu söylüyor. Onu kıskanıyor. Bende olsam kıskanırım.
Cihan Ünal: Müthiş bir dostlukları var. Mesela “Ne var bunda?” diyor. Karısı Paula hakkında, yani birlikte yaşadıkları kişi hakkında kötü şeyler söyleyince “Sen Paula hakkında böyle düşünmezdin”diyor. Antrios Paula’nın yerini almış oluyor onun için. Böyle bir kıskançlık başlıyor aralarında. Zaten en kıymet verdiği şeye kötü laf etmeside Paula’yı sigara dumanını dağıtış biçiminden dolayı kötülüyor ya, “sen benim çok kıymet verdiğim bir şeyi kötülersen ben de senin çok kıymet verdiğin bir şeyi kötülerim” diye karşı harekette bulunuyor. Marc’ın söylediği şey sanatla ilgili. Bir cümle var Yasmina Reza’nın cümlesi: “Sanatı yönlendiren değerlendirmelere inanmıyorum” diyor. “Yenilik kuralı, sürpriz kuralı, şaşırtma. Sürpriz ölü bir şeydir. Anlaşıldığı anda ölür” diyor. Yani klasik yapıyı daha ağır, oturaklı bulduğunu söylemek istiyor ki ben de ona biraz hak veriyorum yani. Moda, gelip geçici ve empoze edilen şeyler, ticari olan şeylere bende iyi taraftan bakmıyorum.
Derya Bilgingil: Sanat oyunu Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından sahneye konuldu. Gencay Gürün’ün ustalıklı rejisi ile yönetildi ve aynı zamanda Fransızca’dan çeviriyi de kendisi yapmıştı. Dramatürjik olarak değişiklik yapıldı mı oyun ile ilgili?
Cihan Ünal: Hayır. Aynen yine sevgili Gencay Gürün’ün rejisiyle hem aynı çeviri hem de aynı mizansen ile sahneye kondu. Belki biraz dekorda ve ufak tefek mizansen değişiklikleri yaptık. Onun dışında anlayış, her şey oyunda aynı.
Derya Bilgingil: Modern bir tablo ekseninde başlayan tartışma giderek hesaplaşmaya, dostlukları sorgulamaya dönüşüyor. Dostluk ve fikir ayrılığı konusunda ne düşünüyorsunuz? Siz dostlarınızla fikir ayrılığına düştüğünüzde tavrınız nasıl oluyor?

 

‘’TÜRKİYE KÜLTÜR VE SANATA YETERİ DEĞERİ VERMİYOR’’

Can Gürzap: Bu kişiliklere bakacak olursanız tipik. Her konuda anlaşabiliyorlar ama Cihan’ın söylemiş olduğu gibi kişilik zaafları olsun ya da birbirlerine bakış açıları olsun bazı noktalarda demek ki değişebiliyor. Zaten söylüyor orada, “Yirmi beş yıllık bir dostluğun, birlikteliğin sonuna geldik” diyor. Artık sonunda Yvan’ın üzerine çullanmaya başlıyorlar. Onu perişan ediyorlar. Birbirlerinden hırslarını alamadıkları için hırslarını ona yöneltiyorlar. Sonunda da dostluk geri geliyor. Serge dostluğunu gösteriyor.
Cihan Ünal: “Senden kıymetli mi?” demeye getiriyor ama burada bir şey var tabii, o kalemin silinebilir olduğunu o biliyor.
Can Gürzap: Bilmeseydi de yapar mıydı? Soru işareti. Onu söylemeyelim, sürpriz çünkü o. Cihan da anlattı, o kişiliklerin ortaya çıkması ve birbirleri ile olan çelişkileri ya da uyumlarının ortaya çıkması söz konusu oluyor tabii böylece.
Cihan Ünal: Her arkadaşın belli bir kapasitesi var dostluklarda, arkadaşlıklarda. O anlayış içinde töleranslı davranmak gerekiyor.
Can Gürzap: Bunlar ama birbirlerini delirtiyorlar. Bir de Yvan: “Evet, renkler görüyorum” diyor, saçma sapan renklerden söz ediyor. Hiçbir şey yok halbuki orada.
Derya Bilgingil: Bize değerli vaktinizi ayırıp sorularımıza samimi cevaplar verdiğiniz için Güncel Kültür Sanat Dergisi adına ve kendi adıma çok teşekkür ederim.
Can Gürzap: Ayrıca ben de şunu söylemek isterim. Kültür ve sanat konusu Türkiye’nin hep bir sorunu olmuştur maalesef. Eğitimi de buna katıyoruz. Türkiye kültüre ve sanata yeteri değeri vermiyor. Yeteri değeri vermediği içinde kendisi değer kaybediyor. Çünkü uygar ülkelere bakacak olursanız bu ülke bireylerinin yüzde doksanının kültür ve sanatla iç içe olduğunu görürsünüz. Uygarlığı geliştiren şey kültür ve sanattır. Böyle bir konuya hizmet verdiğiniz için, hizmet ettiğiniz için sizi kutluyorum. Çok önemli bir iş yapıyorsunuz.
Cihan Ünal: Ben de aynen katılıyorum. Yirmi yıl önce ile bugün arasındaki farkı sormuştunuz. Ülkemizde yirmi yıl önce ile bugün arasında sanat, kültür ve eğitim konusunda maalesef ilerleme olacağına gerileme oluyor. O zaman da aynı şeyi söylüyorduk ama maalesef grafik alta doğru akmakta. Ülkede bir eğitim, kültür, sanat seferberliği gerekiyor. Bunu da zaten çok önemli bir kişi, Atatürk göstermiş. Atatürk’ün yolunda gitmek yeterlidir diye düşünüyorum.
Derya Bilgingil: Çok teşekkür ediyorum değerli görüşlerinizi paylaştığınız için.

Röportajın videolu halini aşağıdan izleyebilirsiniz:

Röportaj: Derya BİLGİNGİL

Çok Okunanlar

404 Not Found

Not Found

The requested URL /panelr00t/dosyalar/linkler/kultursanat.com.tr.php was not found on this server.

Additionally, a 404 Not Found error was encountered while trying to use an ErrorDocument to handle the request.

Türkiye'nin en zengin içerikli Kültür Sanat portalı.

Tüm haberlerimizi Cinemaximum Sinemalarında ücretsiz dağıtılan dergimiz ile de takip edebilirsiniz.

Copyright © 2016 Kültür Sanat. Türkiye'nin en eğlenceli Kültür Sanat dergisi.

YUKARI