Manşet Röportajlar

Kültür Sanat Röportajları: Burak Sayın

Rock müziğin güçlü sesi Burak Sayın ile kultursanat.com.tr için özel bir söyleşi gerçekleştirdik

D.B: Rock müzik sevenler seni aslında Kronik gibi birlikte sahne aldığın gruplardan tanıyor doksanlı yıllardan beri. Geçtiğimiz aylarda, albüme giden yolda sözü ve bestesi sana ait olan single’larının birkaçını dinleyicilerle buluşturmaya başladın. Söz ve beste yapmaya solo albüm çıkarmaya karar verdiğin zaman mı başladın yoksa daha öncesinden kalan, gün yüzüne çıkmamış şarkı sözlerin ve bestelerin var mı?

B.S: Şarkıların bir kısmı daha önceden yapılmış şarkılar. Hatta doksanlı yıllara ait olan şarkı bile var daha piyasaya çıkmamış olan. Büyük çoğunluğunu iki bin beş yılından sonra yaptım. Solo proje düşünce ile yapmadım. Müzisyenim, sonuçta üretmek istiyorum, üreterek bir şeyler yapmak istiyorum. Sadece kendi içimden gelen üretme isteği ile alakalı.

D.B: Şu ana kadar hangi single’larını yayınladın? Albüme koyacağın şarkılar belirlendi mi? Yaptığın hazırlıklardan bahseder misin?

B.S: İmkansız ve Deliyim olmak üzere iki tane single’ım yayınlandı. Şimdi de üçüncüsün çalışmaları devam ediyor. Hatta yarın vokal kaydını bir daha yapacağım. Çünkü bazı şeyleri değiştirdik şarkıda. Aslında normalde bizim ocak ayında bu klibi yayınlamamız gerekiyordu, planımız o idi Vazgeç isimli şarkıya ama şarkının bazı partisyonlarını, bazı vokal şekillerini değiştirmeye karar verdim yayınlanmadan önce. O yüzden yarın itibarı ile vokal kaydı yapacağım, sonra da mix, master işleri. Sanırım şubat ayında klibi yayınlamış olurum diye düşünüyorum. Klibi de bu arada çekmeye başlayacağız. Dördüncü klip, beşinci klip, altıncı klip sırada. Onların da zaten hemen hemen hepsini konserlerimde çalıyorum. Daha önce konserlerde çalmadığım yeni bir parçamız var. Onun çalışmaları da sürüyor. O da artık yedinci klip olur diye tahmin ediyorum. Şarkıların hepsi aslında şu anda sırayla belli. Sayı toplamda on şarkıya geldiğinde bir albüm olarak yayınlayacağım.

D.B: Genelde albümlerde bir ya da iki hit parça oluyor ama senin şu ana kadar yayınladıkların ve konserlerinde dinlediğimiz kadarıyla hepsi de aslında hit parça gerçekten de. Bunu nasıl başarıyorsun?

B.S: Çok teşekkür ederim. Sizin böyle düşünmeniz beni çok gururlandırdı, mutlu etti ama ben o gözle bakmadım. Ben şarkıyı yapıyorum, yayınlıyorum ya da söylüyorum. Bunun değerini, bunun kıymetini verecek olan kişi dinleyici. Onların belirlediği bir kriter oluyor parçanın ne kadar iyi ya da hit olduğu. Hit olması ile iyi olması aynı anlamı taşımıyor bence. Ne kötü parçalar var hit olmuş. Akılda kalıcı olması, basit olması kriter olabiliyor. Ben bir kritere hiç bağlı kalmadım. Şarkı yaparken içimden geldiği gibi yapıyorum. O şarkıya bakışımdaki benim verdiğim değer değişmiyor hit olsa da olmasa da. Çünkü çok klişe laflar da söylemek istemiyorum ama hepsi de benim yaptığım şeyler zaten. Sözü de benim, müziği de benim. Onu yaparken hissettiğim duyguyu hatırlıyorum. Söylerken aynı duygularla söylemeye gayret ediyorum. O sebepten şarkıları birbirinden ayırmıyorum. Değerini dinleyenler verir.

D.B: Müzikte ulaşmayı düşündüğün hedef nedir?

B.S: Ben öldükten sonra da şarkılarımın dinleniyor olmasını isterim nasıl şimdi Cem Karaca, Barış Manço’nun şarkılarını hala dinliyorsak. Çoktan rahmetli olmuş bin dokuz yüz yirmilerden, bin dokuz yüz ellilerden bir sürü müzisyen var ve dinleniyor onlar bugün de dünyada. Bir iki gün önce dinledim, Hamiyet Hanım diye bir kadın vardı mesela bin dokuz yüz otuzlarda yaşamış, tango söylüyor, muhteşem bir ses. Düşünsene bundan elli sene, yüz sene sonra birisi benim şarkılarımı dinliyor olsa çok isterdim. Benim hayalim, varmak istediğim nokta bu. Şunu alayım, bunu alayım gibi şeylerde gözüm yok. Ben müzik yapmak istiyorum.

D.B: Bestelerini İngilizce sözlerle de yorumlayarak dünyanın her yerinden başka müzikseverlere de ulaştırmayı düşünüyor musun? Bunu soru değil, dinleyici dileği olarak alabilirsin.

B.S: İsterim ama bu başlı başına bir çalışma. Anlam bütünlüğü bozulmadan çevrilebilirse o zaman sıkıntı yok. Benim için önemli olan birinci öncelik o şarkının ne anlatmak istediğidir. Kişiden kişeye göre değişir, kimi insan dediğiniz gibi sözlere takılmaz, melodiye, ritme odaklanır, kimi insan sözlere odaklanır. Ben şarkıyı yazan kişi olarak anlattığım şeyin bütünlüğünün bozulmasını istemem çeviri ile. Yabancı dinleyiciye de aynı şekilde sunmak isterim anlatmak istediklerimi. Yoksa İngilizce’ye çevirilsin diye anlamının değişmesine müsade etmem ama dediğin gibi herkes kendi anladığı, kendi algıladığı ile sonuçta beğenisini belirliyor. İnsanlar tarafından sevilmenin, beğenilmenin, sürekli dinlenilmenin esas kriteri de bu değil mi? Ben ne anlatmaya çalıştıysam üç aşağı beş yukarı karşımdaki de aynı frekansta bir şeyler hissettiği zaman o şarkıyı beğeniyor, yakalıyor. Önemi olan da bunu sağlamak zaten.

D.B: Sence günümüz gençleri rock müziğe ilgi gösteriyor mu? Karşılaştırdığın zaman doksanlarda solo albüm çıkarmak, müzik piyasasında var olmak mı daha kolay olurdu yoksa şimdi mi daha kolay? Karşılaştırdığında avantaj ya da dezavantaj olarak neler söylersin?

B.S: İkisinin de farklı avantajları ve dezavantajları var. Doksanların avantajı biraz daha işin ruhu ile haşır neşir olmak daha kolaydı. Müziğin ya da felsefesinin temeli zaten zorluk üzerine, zor yaşam şartları üzerine. İşin özü bu, zor kazanmak, tırmalamak, uğraşmak. Bugün de aslında kolay değil. Bugün tüketim fazla ama daha kolay ulaşıyorsun tüketiciye internet ya da sosyal medya aracılığı ile. Eskiden böyle bir imkan yoktu. Kaset basacaksın, dağıtım firmaları dağıtacak. O zaman çok zordu bu işler. Yüreğini koymak gerekiyordu. Mesela bin tane müzisyen var ve eskiden bu bin tane müzisyenin iki tanesi, üç tanesi albüm yapabiliyordu o zorluğa göğüs gererek. Bir süzgeç olarak görün bunu. Bu zorluğa göğüs gerebilecek kafaya, ruha sahip olan insanların albüm çıkartabildiği, demo yapabildiği ya da konser verebildiği ortamda dolayısı ile müzik birazcık daha kıymetli oluyor. Neden? Çünkü çok uğraştı, yapmak için çok uğraştı, albümü çıkartmak için çok uğraştı, ömrünü verdi iyi bir şeyler çıksın diye. Çünkü iyi olmazsan zaten çıkartamıyorsun, mümkün değil, plak şirketi yapmaz ki. Bunun yanında zaten Türkiye’de rock müzik dinleyicisi fazla değil doksanlarda, seksenlerde. Türkiye’de rock müzik popüler şu anda, rock dinleyenlerin sayısı fazla ama burada dinleyenlerin ne beklediği, neyi dinlediği ve ne kadar çabuk ulaşabildiği baz almamız gereken şey. Öncelikle bir sürü grup var, bir sürü albüm var, bir sürü single var. Youtube kanalları, spotify, bütün sosyal medya kanalları kaynıyor ve yayınlanıyor bunlar. Çekiyor klibini, çekiyor videosunu, çat diye yayınlıyor, başka bir şeye ihtiyacı yok. Dinleyenin de öyle. Konsere ihtiyacı yok, her yerden dinliyor. Canli dinliyor, video seyrediyor, semtindeki bir sürü kafeye, bara konsere gidiyor. Her şey çok fazla ama kimin için fazla, neyi tüketiyor insanlar? Belirleyici nokta şu anda genç olarak tabir ettiğimiz on yedi, on sekiz ile yirmi beş yaş arası kitlenin neyi dinlediği ile alakalı. Bana hedef kitle soruluyor. Benim öyle bir kitlem yok. Ben öyle bir düşünce ile iş yapmıyorum. Benden ne çıkıyorsa o. Benden çıkan, benim birikimlerimden, benim düşüncelerimden, benim duygularımdan çıkan müzik otomatik olarak yine yirmi beş yaş üstü insanın ilgisini çekiyor. Ben bundan dolayı mutluyum. Çünkü olgun bir kafadan çıkan müziği olgun bir kafa ancak özümseyebiliyor, kendi vücuduna, kendi ruhuna alabiliyor. Zaten bekleyemem ki on sekiz yaşında bir çocuktan benim anlattığım şeyleri algılayabilmesini. Algılıyorsa ne mutlu, o ayrı konu. Bu sebepten çok fazla trendle, popülerlik ile işim yok. Dinlenirse ne mutlu. Ben iyi müzik yapayım, kendime göre müzik yapayım, dinleyen dinliyor zaten.

D.B: Dinleyicilerine ne söylemek istersin?

B.S: Öğreten abi moduna girmeyi de hiç sevmiyorum, bir şey öğretmek değil niyetim ama şunu söyleyebilirim insanlara, sadece gençler için değil, hangi mesleği yapıyorsan yaptığın işi bileceksin. Müzik yapıyorsan farklı müzikler de dinleyeceksin. Kendi müziğini yapıyorsan bu sana katkı sağlayacak. Her ne iş yapıyorsan o işle alakalı kendini geliştireceksin. Üretmek gerekiyor ne olursa olsun. Hep cover çaldık yıllarca. Güzel tabii ki cover çalmak keyifli bir şey, para kazandıran bir şey, zevkli bir şey, geliştiren de bir şey ayrıca. Kültürünü de geliştirecek ama bir yerden sonra sürekli başkalarının şarkılarını çalmak tembellik de yaratıyor. Bu sefer üretmemeye de başlıyorsun. İkisini bir arada götürmek gerekiyor. Üretmek birinci şart olsun her insan için, ondan sonra diğerleri peşi sıra geliyor zaten.

D.B: kultursanat.com.tr olarak ve kendi adıma bize değerli zamanını ayırdığın için çok teşekkür ediyoruz.

B.S: Ben çok teşekkür ediyorum.

Röportaj: Derya Bilgingil

 

 

 

You may also like