Sergi

Protocinema Ünlü İngiliz Sanatçı Mike Nelson’un Yerleştirmesine Ev Sahipliği Yapıyor

Protocinema ünlü İngiliz sanatçı Mike Nelson’un İstanbul’da yeni ürettiği yerleştirmesini sunar.

Son otuz yılda İstanbul’u sık sık ziyaret etmiş olan Mike Nelson’ın PROJEKTÖR (Gürün Han), 2019, başlıklı yeni yapıtı mimarı müdahale, heykel ve videoyu birleştirerek Gürün Han’ın yedinci katında yer alan onaltı odaya yerleşen ve kentin değişen manzarasını, hem mahrem, hem küresel düzeyde yansıtan bir çalışma. Nelson’un asamblajları, yapıtı hem gerçeklikte hem bilim kurgu alanında konumlayarak zamanın çizgisel ilerleyişini çökertmeyi ve bozuma uğratmayı hedefler.

Nelson bu binayı seçerek kendine ait geçmiş bir yapıta bilinçli bir gönderme yapar: aynı mahallede yer alan bir Osmanlı yapısında, Büyük Valide Han’da yer almış olan 2003 tarihli MAGAZİN (Büyük Valide Han), aynı yıl İstanbul Bienali kapsamında üretilmişti. Bugün, onaltı yıl sonra, Nelson, Sultanahmet bölgesinde yer alan bir modern hanı, bir kervansarayı, kasten yeniden ziyaret ediyor. İlk olarak 1954’te inşa edilen, 1970li yıllarda yangın hasarına uğrayıp yeniden inşa edilen Gürün Han Türkiye tarihinin belli bir dönemini yansıtmakta önemli rol oynar. Bu yapıt, Nelson’un kişisel ilgi alanlarından, anılarından, kendi sanatından, ve sanatçının geçmiş bir yapıtı olan Agent Dickson at the Red Star Hotel (Ajan Dickson ve Red Star Oteli), 1995, başlıklı çalışmasından beslenir. Bir zamanlar kentin toptancı tekstil endüstrisinin merkezinde yer almış olan bu han, dönemin hızla modernleşen Türkiye’sine paralel olarak, internet öncesi dünyada alıcılara ulaşmak için Orta Anadolu’dan gelen tüccarların bu küçük dükkanlara yerleşmesiyle büyümüştür. 1999 ekonomik krizine kadar devam eden bu büyüme, bu tarihte son bulmuş ve dükkanlar boş kalmaya başlamıştır. Toplumsal ve politik nedenler ile değişen teknolojiler karşısında geçmiş görkemini yakalayamayan han, bugün kırılgan bir konumda görünür.

Nelson, kısmen karanlık oda teknolojileri kullanan geçmiş işlerine benzer biçimde bu sefer de gerekliliğini kaybetme noktasına gelen teknolojinin artıklaşma halini ortaya koyar: imgeyi algılayışımızı etkileyen eski tip projektör ve ekranlar, yüksek çözünürlüğe alışmış gözlerimize arıza gibi görünürken, çok da uzak olmayan atalarımızın imgelemine ait makinelerin içindeki cin, tatlı bir dille ortaya çıkar.

PROJEKTÖR (Gürün Han), geçici olarak ödünç almaya giriştiği binayı, mekanı ve videoyu üretilmiş ve bulunmuş nesnelerle manipüle ederek kendiliğinden bir heykel olarak öne sürüyor. Burada sözü geçen, hem projeksiyon hem ekran aracılığıyla gösterilen videolar bütünü, geçtiğimiz yıllarda tarihi yarımada etrafındaki birçok güzergahta, farklı taksilerin arka koltuklarından gizlice çekilmiş görüntüler. Bir araba içinin banal mimarisi ve yüzsüz bir şoförün kolu ile çerçevelenen bu dolaysız ve sade videoların tek gösterdiği hareketli kent manzaraları. Nelson’un amacı, İstanbul ölçeğindeki bir şehirde elle tutulur hale gelen anonimlik duygusunu kışkırtarak, bütün metaforik potansiyeliyle böyle bir durumda hissedilen hassasiyet ve tedirginlik duygusunu çağırmak. Sanatçı aynı zamanda Jean-Luc Godard’ın 1965 tarihli filmi Alphaville’i anımsatmayı umuyor: bilim kurgu türüne bir saygı duruşu olan bu filmde Paris, geleceğin totaliter kentine dönüşür. Kendine özgü çekim stili içinde, filmin zirve noktasında bir an – Nelson’un kurgusu kapsamında – sanatçının kendi geçmiş yapıtında yer alan Red Star Otelindeki hanı çevreleyen sokaklara gönderme yapar. Bu noktada, karakterler, gerçek ve hayal ürünü, belgelenmiş ve hayal edilmiş tarihsel mekanlar birbirine geçtikçe, zaman bölünür ve çarpışır.

You may also like